Yeni Doğan Evreleri

Minicik elleri ve minicik ayakları ile dünyaya merhaba dedi küçük bebek. Peki yeni dünyaya gelmiş bu minik insanı hangi evreler bekliyor?  Bu yazı da tamamen onu konuşacağız. Bir bakalım.

Çocuk dünyaya geldiği andan itibaren onu bekleyen bir gelişim sürece vardır. Bir başlık altında toplar isek eğer sıralama şöyle olur:

  • Büyüme
  • Gelişim
  • Olgunlaşma
  • Öğrenme
  • Hazır bulunuşluk
  • Dönem
  • Kritik dönem

Bu başlıkları tek tek ele alarak inceleyelim.

Büyüme

Minicik elleri ve minicik ayakları ile dünyaya gelen bebek büyüme evresine girer. Büyüme, hacim olarak genişlemektir. Büyüme, vücuda hücrelerin eklenmesiyle ya da hücrelerin büyümesi ile meydana gelir. Vücut ağırlığı ve boy uzunluğu büyüme göstergeleri olmasına rağmen büyüme vücudun bütün organlarında bazen hızlı bazen de yavaş artışlar şeklinde kendini gösterir. Büyüme sadece ağırlık ve boy artışı ile ifade edilmemekte, aynı zamanda iç organlardaki yapı ve büyüklük değişimlerini de içermektedir. Büyüme, farklı dönemlerde farklı hızda gerçekleşir. Örneğin; baş, doğum öncesi dönemde hızla büyür ve bedenin dörtte biri kadardır ama doğumdan sonra başın büyümesi yavaşlar ve yetişkinlikte bedenin yedide biri oranına iner.

Gelişim

Gelişim, organizmanın döllenmeden başlayarak bedensel, zihinsel, dil, duygusal, sosyal yönden en son aşamaya ulaşıncaya kadar sürekli ilerleme kaydeden değişimidir. Gelişim, insanın beden yapısının duygusal ve zihinsel özellikler bakımından düzenli bir biçimde değişmesi ve istenen görevleri yapabilecek bir duruma gelmesidir. Gelişimde sürekli yeni davranışlar edinme ve bu davranışları daha önce edindiği davranışlar ile bütünleştirme süreci devam eder. Bedensel, duygusal ve zihinsel özellikler birbiriyle ilişkili olarak, bütünlük göstererek değişir. Gelişim, büyüme ile karıştırılmaması gereken bir kavramdır. Büyüme daha çok fiziksel özellikler için kullanılırken, gelişim fiziksel özelliklerin yanı sıra diğer özellikleri (psikolojik) de kapsayacak şekilde kullanılır. Örneğin; kişilerin vücutları büyür, zihinleri gelişir ama büyümez. Gelişim; büyüme, olgunlaşma ve öğrenmenin sonucunda gerçekleşir. Gelişim kavramı genellikle olgunlaşma kavramı ile karıştırılarak kullanılabilir. İnsanlar olgunlaştıkça geliştiklerini düşündükleri için olsa gerek iki kavramı birbirinden çok fazla ayırt edemezler. Olgunlaşma, kişinin doğuştan getirdiği potansiyelin zaman içinde ortaya çıkmasını ifade eder. Bu anlamda kişinin herhangi bir çaba göstermesine gerek yoktur. O, kendiliğinden meydana gelen bir süreçtir. Bir meyvenin olgunlaşması için meyvenin çaba göstermesine gerek yoktur. Kişinin olgunlaşması da benzer bir şekilde zamanla meydana gelir.  Gelişim olgunlaşmayı da içerir. Doğumdan ölüme kadar kişinin geçirmiş olduğu değişiklikleri anlatır. Başka bir ifadeyle her olgunlaşma gelişimdir ama her gelişim olgunlaşma değildir. Gelişim için bireyin çabasına gerek duyulur.

Kısaca gelişim; organizmanın büyüme, olgunlaşma ve öğrenmenin etkileşimiyle sürekli olarak ilerleme kaydeden değişmesidir. Olgunlaşma ve öğrenme olmadan gelişim sağlanamaz. Örneğin; bir çocuğun ağaca tırmanması devinimsel bir gelişmedir. Çocuk, kas ve kemikleri yeterli büyüklüğe ve olgunluğa ulaşmadan ağaca tırmanmayı öğrenemez. Kas ve kemikleri yeterli olgunluğa eriştikten sonra ağaca tırmanmayı öğrenmişse de ağaca tırmanma davranışını gösteremez. Gelişim daha kapsamlı ve genel bir terimdir. Canlı varlığın bütün yaşamı boyunca geçirdiği bütün değişiklikleri kapsar. Davranış bilimlerinde gelişme; bireyin algılama, hissetme ve hareket kapasitelerinin koordinasyonundaki ilerlemedir.

Olgunlaşma

Olgunlaşma, öğrenme olmaksın kalıtsal olarak belirlenmiş büyüme örüntüsüne göre do¤al olarak gelişme anlamına gelir. Olgunlaşmaya en güzel örnek döllenmiş yumurtan›n anne rahminde dokuz ay on gün gibi sabit bir sürede, düzenli bir sıra izleyerek (dölüt, embriyo,fetüs) gelişmesi ve fetüsün doyuma hazır hale gelmesidir. Doyumu izleyen süre içinde görülen motor (devinsel) gelişimde de düzenli bir sıra izlenmektedir. Tüm bebekler aynı hızda gelişme göstermeseler de izlenen sıra aynıdır (örneğin emekleme, ayakta durma, yürüme gibi).

Çocukların belli bir olgunlaşma biçimi ve hızı vardır. Dışarıdan etkilerle bu gelişmeyi hızlandıramayız. Bu nedenle bazı gelişim görevlerini beklenen yaşlarda yapamıyorsa çocuk zorlanmamalı, beklenmelidir. Örneğin; çocuk yürüyebilmek için yürümenin gerektirdiği biyolojik olgunluğa erişmemiş ise zorlansa da yürüyemez. Birey öğrenmeden de belli olgunlaşma düzeyine ulaşabilir. Bir çocuk yürüme olgunluğuna erişmedikçe yürüyemez, konuşma olgunluğuna ulaşmadıkça konuşamaz. Bunun gibi gözleri, sinirleri, elleri ve benzerleri yönünden okumanın gerektirdiği olgunluk düzeyine erişememiş bir çocuk da okuyamaz. Küçük bir çocuğun eli ve parmakları top tutmayı öğrenecek kadar olgulaşmış olduğu hâlde kalem tutmak için olgulaşmamış olabilir. Bu nedenle hazır olmada hem olgunlaşma hem de öğrenmenin önemli rolü vardır.

Öğrenme

Öğrenme, tekrar ya da yaşantı yoluyla organizmanın davranışlarında meydana gelen kalıcı/sürekli değişikliklerdir. İnsanları diğer canlılarda ayıran en önemli özelliklerden biri öğrenme kapasitelerinin oluşudur. Biyolojik bir varlık olarak dünyaya gelen insan, kısa sürede pek çok yeni davranış öğrenir. Önce çevresine gülücükler dağıtır. Yürümeye, konuşmaya başlar. Daha sonraları giyinmeyi, arkadaşları ile oynamayı, okumayı ve yazmayı öğrenir. Bireyin yaptığı davranışların büyük bir çoğunluğu öğrenme ürünüdür. Belli bir dili konuşmak, alışkanlıklar ve tutumlar kazanmak, belirli kişilik özelliklerini oluşturmak, dünyayı algılamada farklı yaklaşımlar geliştirmek hep öğrenme yoluyla olur. Bir davranışın öğrenme olup olmadığı aşağıdaki sorular ile anlaşılabilir:

  • Tekrar veya yaşantı yoluyla mı olmuştur?
  • Davranışta değişiklik meydana gelmiş midir?
  • Değişiklik oldukça kalıcı mıdır?

Bu sorulardan herhangi birisine hayır cevabı veriliyorsa o davranış öğrenme değildir. Özellikle tekrar ya da yaşantı yoluyla edinilmeyen davranış değişikliklerine örnek olarak birtakım psikolojik rahatsızlıklar ve tikler verilebilir. Bu durumda davranış değişikliği meydana gelir ve oldukça kalıcıdır; ancak öğrenme olarak nitelendirilemez.

Hazır bulunuşluk

Hazır bulunuşluk sinir sisteminin öğrenmeye hazır olması bireyin bir öğrenme etkinliğini gerçekleştirebilmesi için gerekli ön koşul davranışları kazanması bireyin bir gelişim görevini olgunlaşma ve öğrenme vasıtasıyla yapabilecek düzeye ulaşması bir etkinliği yapmak için bilişsel, duyuşsal, sosyal ve devinişsel açıdan hazır olması ve hazır olma düzeyinin ölçüsüdür. Hazır bulunuşluk, olgunlaşmadan daha geniş ve kapsamlı bir kavramdır. Hazır bulunuşluk, olgunlaşma ve öğrenmenin etkileşiminin bir ürünüdür. Hazır bulunuşluk, konusunda en önemli güçlük bu konuda kullanılan gelişme, büyüme ve olgunlaşma gibi değişmelere verilen farklı anlamlardan doğmaktadır. Bilim adamlarına göre hazır bulunuşluk, olgunlaşmanın bir işlevidir. Olgunlaşma zaman içinde kendiliğinden oluşur. Bu görüşe göre öğrenmeler için zorunlu bir olgunlaşma düzeyi vardır. Dıştan etkiler ile bu düzeye ulaşılamaz. Hazır bulunuşluk, olgunlaşma ve öğrenme sonucu kişinin belli davranışları yapabilecek düzeye gelmesidir. Bireyin bir işi yapabilmesi için gereken olgunlaşmaya erişmesinin gerekliliği yanında bu iş için gereken ön bilgi, beceri ve tutumu kazanmış olması da gerekir. Hazır bulunuşluk böylece hem olgunlaşma kavramını hem de bir iş için gerekli ön yeterliği kapsamaktadır.

Dönem

Gelişim psikolojisinde dönem ya da evre kavramı belirli yaşlarda ortaya çıkan, kendine özgü özellikleri olan gelişimleri anlatmak için kullanılmaktadır. Bazı özelliklerin belirgin olarak görüldüğü bu aşamalara “dönem” demektedir. Örneğin; Piaget’in bilişsel gelişim teorisine göre on bir yaşından sonra soyut işlemler dönemidir. Bu dönemde çocuk, önceden yapamadığı hâlde soyut kavramlarla zihinden işlem yapabilmekte; soyut düşünme, bilimsel yöntemle problem çözme gibi becerileri kazanabilmektedir. Her dönemin kendine özgü özelliklerinin ve sorunlarının olması, dönemlerin ardışık-değişmez bir sıra izlemesi ve evrensel olması dönemlerin en belirgin özellikleri olarak kabul edilmektedir.

Kritik dönem

Kritik dönem, eğitim ortamında bireylerin yaş değişkenine göre belirli becerileri kazanma ve öğrenme konusunda avantajlı olduğu dönemdir. Yaşa ve kazanılacak beceriye göre değişik öğrenme durumları için farklı kritik dönemler vardır ve her kritik dönem bir önceki evreye göre daha üst düzey bir öğrenmeye hazırlık aşamasıdır. Uyarıcıların en güçlü etkiyi yaratacağı dönem olan kritik dönemde öğrenmenin gerçekleşmesi önemlidir. Kritik dönem atlatıldıktan sonraki uyarıcılar, etkili bir öğrenme gerçekleştiremez. Örneğin; ilköğretim çağında okula gitme fırsatı olmayan bir yetişkinin daha sonra öğrenme süresi uzun olmakta ve yetişkin daha zor öğrenmektedir.

Bu yazıda yeni dünyaya gelmiş bebeği ve onu bekleyen evreleri konuştuk. Bir sonraki yazımızda ise gelişim dönemlerini konuşacağız.

  • Bebeklik dönemi (0-2 yaş)
  • İlk çocukluk (oyun) dönemi (3-6 yaş)
  • İkinci çocukluk (ilkokul) dönemi (7-11 yaş)
  • Ergenlik dönemi (12-18 yaş)

Bu dönmelerde gelişim açısından neler oluyor? Hangi beceri ne kadar gelişiyor onu konuşacağız.


Kaynakça:

T.C Milli Eğitim Bakanlığı Çocuk Gelişimi,  Bireyin Delişimi (2013), Ankara (5,6,10,12,13,14)

Eğitim ve Öğretim Araştırmaları Dergisi Journal of Research in Education and Teaching, Ağustos 2012, Cilt 1 Sayı 3

Altınköprü Tuncel, Çocuk psikolojisi, İstanbul (2015),  Hayat Yayınları (16,17,18,19,20)


 

Emine Dal

Çocuk gelişimi mezunu, Gökyüzünü sever. Yıldızları sever. Maviyi sever. Simsiyah sayfalara beyaz hayaller yazma peşinde...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Önceki yazıyı okuyun:
Oidipus Kompleksi

Başlığı okuduğunuz zaman muhtemelen benim de ilk duyduğum zaman verdiğim tepkiye yakın bir tepki verdiniz sizde: Nedir ki bu Oidipus

Kapat