Vazgeçebilmek – Kitap İncelemesi

Bu içerik, Guy Finley’in Vazgeçebilmek adlı kitabı analiz edilerek/incelenerek ve kitaptan kısa alıntılar yapılarak oluşturulmuştur.

Hayatın birçok noktasında yenilik arayışı içinde olabiliyoruz. Yaşamımızı değiştirmek, yeni yerler keşfetmek, yeni insanlar tanımak ya da var olan düzenimizde küçük değişiklikler yapmak bize daha iyi hissettirebiliyor. Fakat bazen öyle zamanlar oluyor ki bizim üzerimizde olumsuz etkileri olmasına rağmen bazı şeylerden vazgeçemiyoruz ya da istemediğimiz şeyleri geride bırakamıyoruz. Böyle olduğunda ise en çok biz üzülüyoruz. Peki, bazı şeyleri geride bırakabilmek ve bazı şeylerden vazgeçebilmek hayatımızı nasıl etkiler?

Geride Bırakabilmenin Mutlulukla İlişkisi Nedir?

Öncelikle mutluluk denildiğinde akla ilk gelen şey kişinin hayatının ona ne getirdiği/verdiği oluyor. Fakat ne yazık ki bu durum böyle değil. Çünkü mutluluk elde edilen bir durum değildir. Gerçek mutluluk çaba gerektirmez çünkü bir yerde çaba varsa plan da var demektir (1*). Fakat mutluluk planlanan ya da yapılandırılan bir şey değildir. Hayatta her yaptığımız, yediğimiz, aldığımız şeyden bir çıktı beklemek ve sonucunda illa mutluluk aramak kişiye sadece hayal kırıklığı ve mutsuzluk ile geri döner. Yaşamın bizlere neler getirdiğini deneyimlemek varken biz zihnimizde kurduğumuz/planladığımız resmi ararsak büyük bir yanılgıya düşmüş oluruz ve o ‘an’ı yaşayamayız. Bizler hayatımızı sağlıklı ve verimli geçirdiğimiz sürece mutluluk zaten kendiliğinden gelecektir. Kısacası mutluluk, duygularımıza, yaşam şeklimize/seviyemize ve kendi içsel durumumuza bağlı olarak ortaya çıkar (1*).

Geride bırakabilmenin en önemli noktası, neyin doğru olduğunun keşfedilmesi için her zaman önce neyin yanlış olduğunun ortaya konması gerektiğidir. Ayrıca geride bırakmanın, kendini kurban etmekle ya da kötü/olumsuz duygularla hiçbir ortak tarafı yoktur. Yani geride bırakmak tamamen içsel bir durumdur (1*). Dolayısıyla kişi mutsuz olmasından dolayı mutsuzluk içine düşüyorsa burada yanlış giden bir durum vardır ve bu ateşi söndürmek için benzin dökmeye benzer. Çünkü mutsuzluk kişinin üstüne gelmez, mutsuzluk o kişinin içindedir, kişiden gelir (1*). Mutsuzluk duygusu, bir parçayı bütünün kendisi sanmanın bir sonucudur ve aslında görünürde korkutucu gibi duran bir durum, sorunun kendisi değildir. Burada sorunu yaratan bizim düşüncelerimizdir çünkü korkunç olan durum bizim tepkimizdir. İşte bu sebepten dolayı bir durumdan korkmak yerine bu durumun bilincinde olmak gerekir ki korkuyla olan olumsuz ilişki değişebilsin ve biz mutsuzluk yaratan duygu ve tepkilerimizi geride bırakalım.

Mutluluk, mutluluk hakkındaki düşüncelerinizi geride bırakmaktır.

Guy Finley

Geride Bırakmanın Bize Verdiği Ödüller Nelerdir?

Bütün canlıların doğasında, aslında, gerekmeyeni bırakmak vardır. Ağaçların olgunlaşmış meyvelerini dökmesi gibi, kişinin de kendinde olumsuz etkilere sebep olan, sonu gelmeyen pişmanlıkları, keşkeleri, sıkıntılı düşünceleri geride bırakabilmesi gerekir. Peki geride bırakmanın avantajları nelerdir?

  • Kişi sahte yükümlülüklerin ağırlığından kurtulur.
  • Kişi, sevdiği insanlarla gerçek bir uzlaşma sağlayabilir.
  • Kişi, eski düşmanlarını/sevmediği insanları affetmenin erdemine ulaşır.
  • Kişi, zamanla büyüyen sevme duygusuna ve şefkatli zekaya sahip olabilir (1*).

Sahte Ben’i Bırakıp Gerçek Ben’i Dinlemeliyiz

Bazı durumlarda kendimizden çok emin oluruz fakat bazen kendimize şüpheyle yaklaşmaktan gerçekleri göremeyiz. Eğer gerçek kimliğimizi bilmiyorsak endişe, kendinden şüphe ve çeşitli (u)mutsuz ruh halleri bizlerin peşini bırakmaz. Çünkü, “Sahte Ben” gücünü olumsuz duygusal tepkilerden alır ve bu tepkiler de alışkanlık haline gelmiş yanlış düşünme şekliyle devam ettirilirler (1*). Bu yüzden gerçekten var olduğumuz şekliyle “Gerçek Ben”i kaybetmemeli, başka kişilerin benliği yerine kendi benliğimizi sahiplenmeliyiz. Olduğumuzu düşündüğümüz kişi aslında biz olmayabiliyoruz. Çünkü, olmak istediğimiz şekilde benlik yaratmaya çalışıyoruz ve başkalarıyla kendimizi özdeşleştiriyoruz. Fakat bu durum bize zarar vermekle kalmayıp bizi aşağı çekiyor. Burada kendimizi kendi dışımızda aramak yanlış bir kimlikle yaşamamıza sebep olabilir (1*). Bu yüzden bizleri aşağıda tutan şeyleri geride bırakmak, yukarı çıkmamızı sağlar ve yaşam seviyemizi yükseltir.

Gerçek kendinden eminlik, kendiniz hakkında yanlış şüphelerinizin olmamasıdır.

1*

Geride Bırakmamızı Engelleyen Beş Büyük Yanılsama Nelerdir? (1*)

  1. Kişinin, kendini işe yaramaz ya da önemsiz hissetme yanılsaması ve beraberinde getirdiği keder ve hüzün.
  2. Kişinin, cesaretinin kırılması yanılsaması ve beraberinde getirdiği öfke ve suçlama.
  3. Kişinin hissettiği kısıtlılık yanılsaması ve beraberinde getirdiği korku ve hayal kırıklığı.
  4. Kişinin, diğer insanların kendisinden daha iyi, güçlü ve zeki olduğunu düşünme yanılsaması ve beraberinde acı veren kendinden şüphe ve güvensizlik duygusu.
  5. Kişinin pişmanlık duyma yanılsaması ve beraberinde getirdiği keder ve suçluluk duygusu.

Bu yanılsamalar bizlerin hayatını kısıtlar ve olumsuz duygulara sebep olur. Kendimizi baskılayan bu yanılsamaların negatif etkisiyle uğraşmadan ve ortadan kaldırmadan önce, bu yanılsamalardan sorumlu yanlış algıyı görmemiz ve kendimizi bu yanlış algıdan kurtarmamız gereklidir (1*).

Gerçekten Olmak İstediğimiz Kişi Miyiz?

Günümüz dünyasında, sosyal medyanın da büyük bir etkisiyle, herkes birisi olmak isteyebilir. Peki ama neden? Çünkü, çoğu insana göre özel birisi olmak ve fark edilebilmek güç sahibi birisi olmak anlamına geliyor. Fakat bu yanlış bir inanıştır. Burada yaşadığımız bir korku vardır: Hiç kimse olma korkusu. “Öyleymiş” gibi davranmaya çalışan bir kişiye bu duyguları, mutluluk değil aksine acı verir (1*). Bu acı veren durumdan kurtulabilmek ve “birisi” olmaktan vazgeçebilmek için öncelikle kim olmadığımızı bilmemiz gerekiyor. Ancak o zaman kim olduğumuzu bilebiliriz.

Yaptığımız değeri azaltmayacak olan tek çalışma, içsel olarak kendimiz için yaptığımız çalışmadır. Başka birisi içsel çabalarımızı görmediğinde ya da yaptığımız şeyleri onaylamadığında, çalışmamızın boşuna ve işe yaramaz olduğunu düşünürüz. Fakat bu düşünme biçimi gerçeklikten tamamen uzaktır. Çünkü içsel çalışma içimizdeki bizi, “Gerçek Ben”imizi ödüllendirir. Bir başkasına göre yaşamak bize acıdan başka bir şey vermez.

Başkalarına bel bağlayarak gerçek bağımsızlığa ulaşmak, bir çukura girerek yıldızlara ulaşmaya çalışmak gibi bir şeydir.

1*

Unutmamalıyız ki, düşünme şekli değişmeden bir kişi kendi yaşamını geliştiremez ve yenileyemez. İyi ya da kötü fark etmez, duygularımız yaşamımızın patronu değildir; yalnızca yaşamımızın içindeki anlardır. Geride bırakabilmek ve yaşam kalitemizi arttırabilmek için öncelikle, duygulara, kişilere ya da düşüncelere bağlanıp kalmanın işe yaramadığını kavramamız gerekir (1*). Hiçbir insanın sizin üzerinizde yetkisi olmadığını bilmelisiniz. Yaşamınız yalnızca sizin ve size ait.


Kaynak:

  1. Vazgeçebilmek, Guy Finley, Şubat 2019, Destek Yayınları.


Yazımızı okudunuz ve şimdi paylaşma zamanı:
Share on Facebook
Facebook
Pin on Pinterest
Pinterest
Share on Whatsapp
Whatsapp
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin

Melike Kurt

Eskişehir Osmangazi Üniversitesi / Psikolojik Danışma ve Rehberlik

Melike Kurt 22 içerik yazdı. Melike Kurt tarafından yazılan tüm içerikleri gör

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir