Uyku – Hypnos ve Thanatos

Asya’nın ya da doğunun Kafka‘sı olarak da tanımlayabildiğimiz yazar, Haruki Murakami. Şu zamana kadar okuduğum her kitabında beni etkilemeyi başarmış nadir yazarlardan biridir kendisi. Bugün ise Uyku isimli kitabından size bahsedeceğim.

Kitap on yedi gündür uyuyamayan bir kadının yaşamından bir kesiti anlatıyor. Daha önce de üniversite döneminde bu tarz bir durum yaşayan ana karakterimiz, bu durumla evli ve çocuklu bir halde iken tekrar karşılaşıyor. Kocası ve oğlu ise tam tersi bir şekilde deliksiz ve derin uyuyorlar. Karakterimiz şu şekilde tarif ediyor durumu:

Baş ucundaki lambayı söndürünce neredeyse bir saniye içinde uykuya dalıverir. Lambanın  düğmesi ile onun bilinci bir kablo ile birbirine bağlıymış gibi…

Karakterimiz bir gün aynaya bakıyor ve güzelleştiğini fark ediyor. Üzerindekilerini çıkartıp tüm vücudunu izliyor. Ne bir fazla kırışıklık ne de başka bir yaşlanma belirtisi buluyor. Artık kendine neler olduğunu sürekli düşünmeye başlıyor. Hastaneye gitse neler olacağını tartıyor ve bundan vazgeçiyor. Kütüphaneye gidip uyku ile ilgili kitaplara bakıyor. Çok fazla kitap bulamasa da bulduklarından ortak bir kanıya varıyor.

Uyku bir dinlenme türüydü. Söyledikleri bundan ibaretti. Arabanın motorunu durdurmakla aynıydı. Motor sürekli çalıştırılacak olursa daha çabuk arıza veriyordu. Motorun çalışması, kaçınılmaz olarak ısı ortaya çıkarıyordu ve ısı yoğunlaştıkça makinenin kendisine zarar veriyordu. Bu yüzden ısı salınımı için motorun dinlendirilmesi gerekiyordu.

Bunu insana uyarlarsak motor beynimiz olabilir. Beyni hem fiziki hem de soyut yani zihinsel anlamda dinlendirmemiz gerekiyor ki bu süreçte uyku devreye giriyor. Karakter, isminden hiç bahsedilmediği için bu şekilde anıyorum kendisini, bir kitapta ise ilginç bir bilgi buluyor ve bunu kendince şöyle yorumluyor:

İnsan dediğimiz, düşünce konusunda olsun bedensel faaliyetler konusunda olsun belirli bir kişisel eğilimden kaçınamaz, diyordu yazar. İnsan, kendisi farkında olmadan hareketlerinde ve düşüncelerinde bir eğilim yaratır; bu eğilim bir kez yaratılınca da çok ağır bir durumla karşılaşılmadıkça asla yok olmaz. Kısacası insan, bu eğilimlerin kafesinde kapalı yaşamını sürdürür. İşte uyku da, bu eğilimlerin katılaşmasını -yazar burada ayakkabı topuğunun aşınmasını örnek veriyordu- yumuşatır. 

Kafasında bu okuduklarını tartıp o zaman yaşamanın bir anlamı olmadığı kanısına kapılıyor çünkü kendisi uyumuyordu ve sürekli ayakkabı topuğu aşınıyordu ve onun bunu azaltması için uyuması gerekiyordu. O zaman neden yaşıyordu ki?

Daha sonraki sayfalarda ise bu uyuyamama yüzünden ölüp ölmeyeceğini düşünürken düşünceleri sadece ölüme kayıyor.

 Elbette yaşamımın anlamının ne olduğunu ben bilemiyordum. Peki ölüm ne öyleyse, dedim ben de kendi kendime. Ben o zamana kadar uykuyu ölümün bir biçimi olarak görmüştüm. Kısacası, uykunun uzantısında bir nokta olarak düşünmüştüm ölümü. Ölüm dedikleri, bir tanım getirmek gerekirse, normal uykudan çok daha derin, bilincin asla var olmadığı bir uyku…

Ben de böyle düşünüyorum açıkçası. Yunanlarda böyle düşünüyor olacak ki ikiz olan Hypnos (Uyku) ve Thanatos (Ölüm) tanrıları ile bu düşüncelerini tanrılarına da yansıtmışlar. Uyku ve ölüm arasında benzerlik İslam dininde işlenmiştir. Nereden ya da kimden öğrendiğimi hatırlayamasam da dejavularımızla ilgili bir inanış kulağımı ilişti İslam dini için. Uykumuz sırasında Allah tarafından bazen ruhumuz arşa çıkar ve bize yaşamımız izletilir uyandığımız da “Ben bunu daha önce yaşadım ya sanki” demelerimiz ise bu gördüklerimizden hatırımızda kalanlar olurmuş. Söyleyeceklerim bu kadar merak etmeyin kitabın sonunu size bırakıyorum.

Uyku ve ölüm hakkında sizinde düşüncelerinizi merak ediyorum lütfen paylaşmaktan çekinmeyin! 🙂

İrem Özdemir

Uludağ Üniversitesi, Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik bölümü ikinci sınıf öğrencisi. Alan dışı kendini geliştirme meraklısı biri olarak aynı zamanda çizer ve baterist.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Önceki yazıyı okuyun:
Bir Zelig İncelemesine Doğru

Almış olduğum bir haber ertesinde, ufukta; oturduğum şehirden ayrılmak vardı. Bunun üzerine, orta okul yıllarına  dayanan, yakın arkadaşım ve kız

Kapat