Tehlikeli Oyun: Disiplin Aracılığı İle Güç (Film Analizi)

‘’Kişilerin, grupların ve kitlelerin normları nasıl meydana gelmektedir, nasıl gelişmekte ve değişmektedir, burada otoritenin nasıl bir etkisi vardır?’’

‘’Kişinin, tüm ahlâkî ve insanî değerlerini perdeleyerek bütün benliğiyle bir lidere, otoriteye itaat etmek suretiyle katılması, doğasından mı kaynaklanmaktadır?’’

Film Künyesi

Yönetmen : Dennis Gansel

Yapım Yılı : 2008

Özet : Tehlikeli Oyun orijinal ismi ile Die Welle (Aynı zamanda uyarlandığı kitabın adıdır), sosyal bir deneyi konu alan, lise çağındaki ergen öğrencilerin grup ve bireysellik adına neler yapabileceklerini gözler önüne seren öğretici deneysel bir Alman filmidir. Bir çok ödüle de ev sahipliği yapmıştır.

TEHLİKELİ OYUN: DALGA

Die Wella filmi sosyal bir deney olan Üçüncü Hare ismi verilen deneyi anlatmaktadır. Lise sıralarında ‘’öğretici’ deney adı altında başlatılan ama görünenin aksine oluşturulan kitlesel hareketlerin ve bireysellikten çıkıp kitleselliğe doğru evrimleşme oluşumunu bizlere göstermektedir. Dönüşümün hızlı ve de canlı oluşunun vücut bulmuş halini anlatmaya çalışacağım.

Faşizm konusunun işleneceği bir sınıfta derse başlayan öğretmen R. Wenger, Nazi Almanyası’nı anlatırken sınıfın fikri artık bir daha böyle bir yönetim biçiminin hüküm süremeyeceği, herkesin her şey hakkında fikir sahibi olduğunu yönünde oluyor. Öğretmen de anlatacağı konuyu ders sınırlarında kalmayıp aşama aşama deneyimleyerek ona göstermeyi amaçlamaktadır.

Öğretmen bir deney yapmak istediğini ve bir lidere ihtiyaç duyduğunu söyler. Sınıftakilerin çoğunluğu öğretmenin lider olmasına karar verir. Öğretmen artık kendisine saygı duyulması gerektiğini ve ona hitap ederken Bay Wenger diye seslenmek zorunda olduğunu dayatır. Artık kurallar otoriteye göre devam edilecektir. Söz hakkı istemeden konuşmamak, ayağa kalkarak konuşmak gibi…

Değiştirilmesi gereken detaylardan belki de en göze çarpan şey sınıf oturma düzeni. Öğrencilere sınıftaki söz sahibinin kim olduğunu görsel şekilde aşılamak için yuvarlak olan oturma düzenini bozup onları sıraya/hizaya dizdiği oturma düzenine dönüştürüyor. Burada çok açıkça belirtmek istedi şey; otoritenin kendisinde olduğu mesajıdır. Bu otorite daha sonraları evrimleşerek grup normlarının kullanılmasıyla da devam edecektir.

Bay Wenger, herkesin ayağa kalkmasını ve ayaklarını yere vurarak hareket etmesini istiyor. Buradaki amaç; tek beden olmayı hedeflemek. Bu esnada sınıfa; birliği nasıl tanımladıklarını soruyor. Tek tip görünerek, ortak kıyafet cevaplarını alıyor.

Sıradaki değişim ise; üniforma. Yani öğrencilerine tek tip giyinmeyi emrediyor. Üniforma belirlendikten sonra bu kurala riayet etmeyenler ise kuralı benimseyip içselleştirenler tarafından dışlanmaya ötekileştirilmeye başlıyor. Sınıf ortamındaki bu farklı yapı eskiden olan bütünlüğün yerini sarsmaya başladığının ilk adımlarını atmaktadır. Sınıftaki bu gruplaşma hali bireylerde her şeyi yapabilme hakkını kendilerine olanaklı kılmaya başlıyor. Bireyler tek başına iken yapamadıkları davranışları gruba dahil olduklarında daha rahat yapabilirler. Davranışların sorumluluğunu böylelikle tek başlarına değil de gruba atfedip cezayı en aza ya da gizlenerek cezasızlığa kendi lehlerine çevirirler. Birey bastırdığı güdülerini gruba dahil olarak daha özgüvenli şekilde daha rahatça ortaya koyar.

Grup birliği sağlanıyor, gruba ait olduğunun göstergesi olan tek tipleştiren beyaz gömlekler giyiliyor. Artık sıra gruba verilecek ortak ismi seçmeye geliyor. Bay Wenger tek tek önerilen isimleri dinliyor ve sonuçlanan ismin ‘’Dalga’’ olmasına karar veriliyor.

Eylem için; güç

Bay Wenger grup için yapılacak çalışmalara öğrencilerin ilgi ve de becerileriyle ilgili görevler veriyor. Herkes ortak bir nokta için seferber olmayı kabul ediyor.

Artık Dalga grubu kendilerinden olmayan hiç kimseye hoşgörü ile yaklaşmıyor. Hatta yeri geldiğin de ‘’ötekileştirip’’ ağır yaptırımlara maruz bıraktıkları bile oluyor. Ama grup üyeleri birbirlerini koruyup kollama konusunda daha da hassaslaşıyor bu süreçte. Normlar içselleştirildikçe sertlik düzeyleri daha da artıyordu. Çünkü norm için etik dışı bile olsa her şeyi yapmayı göze alıyorlardı. Tim, normları o kadar içselleştirdi ki bunun uğruna intiharı bile göze almıştı. Aslında buradaki olgu hedef için her şeyi göze almak ve de bu uğurda taviz vermemek. Tim için Dalga grubu çok fazla önem atfediyordu. Logo tasarımını yapması, onun için tehlikeyi göze alması, bir nevi onun hayatı olmuştu ve onsuz nasıl var olabileceğini bilmiyordu. Grup kimliği bireysel kimliğinin önüne geçmiş, onu silikleştirmişti.

Grup normlarının oluşmasında zor kullanma, dayatma gibi durumlar söz konusu olmadığı gibi herkes gizil bir güç tarafından ‘’ikna’’ edilircesine sosyal etkileri gözeterek bir diğerine yavaş ve kararlı adımlarla etkilemeye çalışıyor.  Anımsayacak olursak Bay Wenger, sınıftaki disiplini sağlamak için (Sırada dik oturmaları, söz alarak konuşmaları, ayağa kalkarak konuşmayı yapmaları) ikna yöntemini kullanmıştır. Ama kullandığı dil beden ve fizyolojileri için en makul olanın bu yönde olduğunu onlara vermesiydi.

Dalga üyeleri kendi aralarında selamlaşma ritüelleri belirleyip  “Disiplin aracılığıyla “Güç, Birlik aracılığıyla Güç” sloganlarını daha da pekiştiriyorlar. Bu ergenlerin birbirleriyle zıtlaşmasından çok birbirlerine ihtiyacını gösterir; bir bütün halindeki oluşma dahil olmak özgüven sorunlarının da üstesinden gelmek demektir.  

Sınıftaki azınlık olan öğrencilerden Mona ve Karo, ikna olmadıkları halde derslere katılımlarını sürdürüyor ve Dalga’nın bazı kurallarına (Bay Wenger demesi, söz alması) riayet etmesi grup normlarına uyduğunun göstergesidir. Bu durum da norm etkisi ile oluşmaktadır. Buna maruz kalan Sinan ise ikna olmadığı halde sırf okulunu bitirebilmek için grubun normlarına uymuş ve gruba dahil olmuştur. Bu uyum süreçlerinin devamlılığı grubun büyüklüğü ve de söz birliği etmesiyle açıklanabilmektedir.

Sosyal etki ve uyma sürecinde iki faktör çok önem arz eder. Oluşumun devamlılığı grubun büyüklüğü ve de grubun söz birliği etmesidir. Hemen herkesin gruba dahil olduğu, grup normlarının birlikte oluşturulduğu için gruptaki söz birliği çok daha baskın gelmiştir. Gruba karşı ayak diretme söz konusu dahi olmazdı bu yüzden. Okul ortamını büyük grup, sınıfı ise küçük grup olarak nitelendirmek doğru olur. Dalga grubunun sempatizanları arttıkça azınlık grubu oraya çıkmaktadır. Öğretmenin Dalga grubuna liderlik etmesi sosyal etki ve uyumda kişinin ve kurumun saygınlığı faktörü ile açıklanabilir. Öğretmenin saygınlığı Bay Wenger hitabıyla pekişmiştir. İkna etmenin en önemli faktörü yüz yüze olmaktır. Bay Wenger bunu çok iyi kullanmış bununla da yetinmeyip grubun da bunu kullanmasına ön ayak olmuştur. Okul ve sınıf ortamı bunun için biçilmiş kaftan sayılmaktadır.

Tim’in gruba olan bağlılığı bu grubun uzun süre bir arada olmasını pekiştirir. Zincirlerden biri de Tim’dir aslında. Ailevi sorunları, uyuşturucu satması, kızlarla olan problemleri bireysel sıkıntılarının altında kimliğinin ezilmesi ve silik bir birey olması, Tim’in işi çok fazla ciddiye aldığını Bay Wenger’ı lider olarak görmesi onun korumasını olmayı dahi teklif etmesi Tim’in özgüvenini yerine getirip grup kimliğine bürünerek popüler olacak ve Dalga sayesinde kabul görecekti. Dalga için tüm normları kabul edip benimseyip içselleştirmiş hiç sorun çıkarmamıştı. Kuralına göre itaat etmişti aslında. Kendini var edebilmesi, kimlik kazanması bu durumu daha da kolaylaştırıyordu.

Gruba uyma davranışlarını çabuk benimseyen kişilerin özgüvenleri, benlik saygıları düşük, sosyal onay ihtiyaçları yüksek, kendi başına karar veremeyip güdülmeye ihtiyaç duyulan, kaygı seviyesi yüksek kişiler olduğu bilinmektedir. Bunların ışığında Tim’e baktığımızda onun ne derecede kimlik ve statü arayışında olduğunu, birey olmadan çok grup üyesi olmayı seçtiğini görüyoruz.

Sosyal etki ve uyma sürecinde cinsiyet dağılımına bakarsak en başta dersten ayrılan iki muhalif öğrencinin kız olduğumu görmekle birlikte; Dalga grubunu daha çok içselleştirip benimseyenlerin ise erkek öğrenciler olduğunu görmekteyiz.

Grup normlarına itaat etmek neden önemli? Ya karşı gelindiğinde süreç nasıl devam eder…

Bu tutumu devam ettiren öğrencilerle grup üyeleri iletişimi kesmişlerdi. Üyeler, artık o azınlığı gruba dahil edemeyeceklerini anlayıp onları gözden çıkarıp yok sayma bilinci ile yola devam ettiler. Tıpkı, Karo’nun kıyafet kuralına itaat etmeyip onun fikirlerini, önerilerini yok saydıkları gibi. Aslında bu durum grup için grup kimliğini yok saydığı, onu dışladığı haince davranış olarak kodlanır. Ve bu asla cezasız kalmamalıdır.

Kıyafet sorunun tekrar ele alırsak; Karo’nun belirlenen kıyafeti giymeme sebeplerinden biri ‘’kendine beyaz rengin yakışmadığını’’ düşünmesi. Birey olarak kendi tercihleri olduğunu, seçme özgürlüğünün kendisine ait olduğunu ve böylelikle de ben bireyim mesajını çok rahatlıkla yansıttığını görüyoruz (Birey olma ihtiyacı).

Sembolik şiddet bağlamında bakacak olursak konuya; Bay Wenger’in başlattığı baskının önce Dalga grubuna daha sonra da grup üyesi olmayan herkese uygulanan şiddet türüdür. Nazi despotluğunun çağrışımı dahi sembolik şiddete örnek teşkil edebilir. Gruba ait üyelerin tek tipleştirilmesinin resmi de buna örnektir. Gruba karşı gelen, ona katılmayı reddeden ötekileştirilenlere yapılan da sembolik şiddetin görünen yüzüdür.


İçerik görseli Vikipedi’den alınmıştır: https://tr.wikipedia.org/wiki/Tehlikeli_Oyun_(film,_2008)#/media/Dosya:Tehlikeli-oyun.jpg


Telif Hakkı Bildirimi İçin Tıklayın



Okuduğunuz içerik sevgiyle oluşturulmuştur ❤️
Yazımızı okudunuz ve şimdi paylaşma zamanı:
Share on Facebook
Facebook
Pin on Pinterest
Pinterest
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir