Sosyal Etki ve Uyma: Kitlelerin Davranışları

Psikolojinin alt dallarından biri olan sosyal psikoloji, bireyi ve toplumu anlamak adına birçok araştırma yapmaktadır. Sosyoloji ile benzer konulara sahip sosyal psikoloji, sosyolojinin aksine temelde bireylerin içsel psikolojik süreçlerini ele almaktadır. Kısacası sosyolojinin amacı toplumu, sosyal yapıyı ve sınıfı, ekonomik ve tarihsel etmenleri incelemek iken sosyal psikolojinin amacı evrensel olarak bireyleri sosyal etkiye açık kılan psikolojik süreçleri incelemektir (Aronson, Wilson ve Akert, 2012). Peki, sosyal psikolojinin kilit noktalarında biri olan sosyal etki nedir?

Sosyal Etki

İnsan doğası gereği sosyal bir canlıdır. Yani toplumun, bireyin kişiliğinin ve davranışlarının üzerinde önemli bir etkisi vardır. Bu etki sosyal etki olarak tanımlanmaktadır. Sosyal etki bir bireyin tutum ve davranışlarının bir başkasının ya da başkalarının varlığından etkilenmesidir. Genellikle aynı kültür içerisindeki insanların düşünce tarzları, davranış biçimleri, ihtiyaçları ve istekleri birbirine benzemektedir. Bu benzerliklerin yanı sıra her bireyin kişiliği eşsizdir ve farklılıklar söz konusudur. İnsanların birbirleriyle olan etkileşimleri hem birey hem de toplum açısından gelişimi sağlamaktadır. Bireylerin benzer davranışları toplum düzenini sağlarken, farklılıkları ise sanat, bilim ve daha birçok alanda özgünlüğü sağlamaktadır. Sosyal psikoloji daha çok bireylerin benzerliklerini incelerken kişilik psikolojisi farklılıkları incelemektedir.

Herbert Kalman sosyal etkiyi uyma, benimseme ve içselleştirme olarak üçe ayırmıştır. Sosyal uyma, bireyin başka insanların gerçek ya da hayali etkileri sonucu davranışlarının değişmesidir. Benimseme, bireyin sevdiği veya saygı duyduğu kişilerden etkilenmesi sonucu benzer davranışlar göstermesidir. Özdeşleşme, bireyin bir davranışı içselleştirerek yapmasıdır. Bu üç sosyal etkiden en ön plana çıkan uyma davranışıdır.

Sosyal Uyma Davranışı

Uyma davranışı toplumsal yaşam için zorunludur. Bireylerin birbiriyle çatışmasız ve uyumlu bir şekilde yaşayabilmesi için birçok kural geliştirilir. Bu durum insanlığın varoluşundan beri devam etmektedir. Sosyal norm olarak adlandırılan bu kurallar çocukluktan itibaren başlayarak tüm bireylere aşılanır. Böylece insanların benzer davranışlarının birçoğu ortak öğrenme sonucu oluşmaktadır (Kağıtçıbaşı ve Cemalcılar,2017). Sosyal psikoloji alanında bu konu hakkında birçok araştırma ve deney yapılmıştır. Literatür yönünden zengin olan bu konuda klasik bazı deneyler de bulunmaktadır. Bu deneyler Muzafer Sherif’in “Grup Normunun Oluşması” deneyi, Asch’in “Uyma” deneyi, Milgram’ın “İtaat deneyi” ve Zimbardo’nun “Stanford Hapishane” deneyidir.

Uyma davranışının incelenmesinde temel alınan nokta ait olunan gruptur. Sonuç olarak toplum birçok grubun birleşmesinden oluşmaktadır. Örneğin, siyasi gruplar, dini gruplar veya etnik gruplar bunların bazılarıdır. Yapılan deneylerin ve araştırmaların sonucu gruba uyma davranışını etkileyen bazı faktörler belirlenmiştir. Bu faktörlerin varlığına göre uyma davranışının derecesi değişmektedir.

Uyma Davranışını Etkileyen Faktörler

Uyma davranışını etkileyen faktörler üç ana başlık altında incelenmektedir.

  1. Ortamsal etmenler
  2. Kişisel etmenler
  3. Kültürel etmenler

Ortamsal Etmenler

Grubun büyüklüğü

Grubun büyüklüğü uyma davranışının derecesi üzerinde önemli bir etkiye sahiptir. Gruptaki birey sayısı arttıkça uyma davranışı da artmaktadır. Milgram birey sayısının etkisini ölçmek amacıyla kalabalık bir caddede bir deney gerçekleştirmiştir. Bu deneyde farklı sayılardaki deneyciler caddede durup yüksek bir pencereye bakmışlardır. Yoldan geçen insanların durup yukarı bakanların yüzdesi bir deneyci bakarken %4, beş deneyci bakarken %16, on deneyci bakarken %22 ve on beş deneyci bakarken %40 olarak hesaplanmıştır. Kısacası büyük grupların bireyi uyma davranışına itici gücü daha fazladır.

Gruptaki söz birliği

Gruptaki söz birliği de uyma davranışını etkilemektedir. Asch bu konuda gruptaki bireylerin sayısından ziyade herkesin aynı fikirde olmasının uyma davranışı üzerindeki etkisi üzerinde durmuştur. Bireyin kendi fikrini savunabilmesi ve gruba uymaması için gruptaki bir kişinin bile gruba uymaması yeterlidir. Buna azınlığın etkisi de denebilir. Asch bunu yaptığı deneyin sonuçlarına göre savunmuştur. Deneyde bir kişi bile gruba uymazsa diğerlerinin uyma davranışı ¼ oranında azalmıştır.

Grubun prestiji

Prestijinde uyma davranışı üzerindeki etkisi yadsınamaz. Uyma davranışı gösterilecek kişinin saygınlığı veya statüsü ne kadar yüksekse bireylerin ona uyma davranışı o kadar yükselecektir. Milgram bu durumu İtaat deneyinde araştırmıştır. Deneyi ilk olarak Yale Üniversitesi’nde gerçekleştirmiştir. Daha sonra ortamın prestijinin etkisini araştırmak için aynı deneyi eski bir binada gerçekleştirmiştir ve bunu basit bir özel şirket adına yapıldığını söylemiştir. Yale Üniversitesi’nin ve Milgram’ın saygınlığı ortadan kaldırıldığında uyma davranışı ilk koşula göre %65’ten %48’e düşmüştür.

Gruptaki bireyler arası iletişim ve benliğin kaybedilmesi

Bireylerin arasındaki iletişimin şekli de uyma davranışını etkilemektedir. Uyma davranışı en yüksek bireyler yüz yüze iletişim kurduğunda olmaktadır. Bir diğer uyma davranışını etkileyen etken ise benliğin kaybedilmesidir. Bazı gruplarda grubun gücü bireye kendi benliğinde daha büyük bir şeyin içinde olma hissini vermektedir. Bu durum kimlik belirsizliği olarak tanımlanmıştır. Zimbardo’nun hapishane deneyinde bazı bireylerden gardiyan olmalarını bazı bireylerden de mahkum olmaları istenmiştir. Deney ilerledikçe bazı gardiyan rolündeki denekler gerçek kimliklerini unutup gardiyan kimliğine öylesine bürünmüşlerdir ki mahkum rolündeki deneklere karşı aşırı saldırgan ve sadistçe davranmışlardır. Bu durum ülkemizde en çok futbol takımı taraftarlığında görünmektedir. Holigan olarak adlandırılan aşırı tutkulu ve saldırgan taraftarlar karşı takımın taraftarlarına karşı şiddete başvurabilmektedirler. Araştırmacılar bu durumu tanınmaz olmanın bir sonucu olduğunu söylemektedirler. Bireyler bir grubun adı altında kendi benliklerini kaybederek tanınmaz hale geldiklerinde davranışlarını daha az kontrol altına tutmaktadırlar.

Kişisel Etmenler

Burada en önemli etken benliktir. Bazı bireylerin benliklerinin ilişkisel yönünü daha güçlü iken bazı bireylerin bireyci yönleri daha güçlüdür. İlişkisel yönü daha güçlü olan bireyler bir grup içerisinde kendini daha rahat hissederler. Bireyci yönü güçlü olanlar ise kendini bir gruba ait olmak zorunda hissetmez ve uyma davranışı daha düşüktür. Ayrıca bazı bireyler kendine has olmayı tercih ederler. Moda olan veya herkesin tercih ettiğini değil farklı olanı tercih ederler. Böyle bireyler de uyma davranışını daha az göstermektedir.

Bunun yanı sıra bazı bireyler davranışları ve tercihleri üzerinde sadece kendi kontrollerinin olmasını isterler. Bu durum psikolojik direnme kavramıyla açıklanmaktadır. Birey kendi davranışları üzerinde özgürlüğe sahip olmak istediğinden dolayı grup kurallarına uymayı reddedecektir ve uyma davranışı daha az gözlenecektir. Bu konuda en çok araştırılan konulardan bir tanesi de cinsiyetin uyma davranışı üzerindeki etkisidir. Yapılan ilk araştırmalara göre kadınların erkeklerden daha çok uyma davranışı gösterdiği söylenmiştir. Fakat günümüzde yapılan araştırmalara göre kadın ve erkek arasında uyma davranışı gösterme açısında herhangi bir farklılık yoktur. Sadece kadınlar izlendiklerini bildiklerinde aynı durumdaki erkeklere göre daha fazla uyma davranışı gösterdiği kanıtlanmıştır.

Kültürel Etmenler

Aynı kişilikte olduğu gibi toplumların bireyci veya toplulukçu olmasına göre uyma davranışı değişmektedir. Toplulukçu kültürlerde uyma davranışı daha çok görünmektedir. Toplulukçu kültürler bireyin çıkarlarından önce grupların çıkarlarının ön planda tutulduğu kültürlerdir. Örneğin, Japonya, Çin ve Kore gibi Asya ülkeleri bunlardan bazılarıdır. Bireyci kültürlerde bireyin çıkarı toplumun çıkarından daha ön planda olduğu için uyma davranışı daha az gözlenmektedir. Örneğin ABD veya Fransa gibi Avrupa ülkeleri bireyci kültüre sahiptirler.

Neden Uyma Davranışı Gösterilir?

İnsanları uyma davranışı göstermeye iten iki temel motivasyon vardır. Bunlardan ilki kuralsal sosyal etkidir. Bireyler başkaları tarafından sevilmek, beğenilmek ve kabul görmek isterler. Bunu da toplum kurallarına uyarak yapmayı tercih ederler. Yani uyma davranışı göstererek toplum tarafından kabul görmeyi isterler. Thomas Fuller bunu şöyle açıklamaktadır:

Çoğunluğun yaptığını yapın, o zaman hakkınızda iyi şeyler söylemeye başlarlar.

Diğer motivasyon ise bilgilendirici sosyal etkidir. Birey, başkalarını onun davranışlarına yön verecek birer bilgi kaynağı olarak görür. Kısacası başkalarının belirsiz bir durumu daha iyi yorumladığını ve yapılaması gerekenin seçiminde yardımcı olacağını düşünür. Örneğin Muzafer Sherif’in deneyinde karanlık bir ortamda bir ışık tutularak ışığın kaç santimetre hareket ettiğinin söylenmesi istenmiştir. Aslında ışık hiç hareket ettirilmemiştir. Fakat deneklerden birlikte bir grup kararı vermeleri istenmiştir. Çoğu birey ışığın ne kadar hareket ettiğini hesaplayamamış ve cevap verenlerin kararını tasdiklemiştir.

yüzleri tanınmayan, grubun içinde bireysellikleri kaybolmuş grup
Yüzleri tanınmayan, grubun içinde bireysellikleri kaybolmuş grup temsili görseli

Uyma Davranışının Zararlı Sonuçları: Toplu İntiharlar

Dünya tarihinde birçok toplu intihar vakası yaşanmıştır. Bu vakalardan bazıları yüzlerce kişinin ölümüyle sonuçlanan dehşet verici boyuttadır. Toplu intihar eylemleri çoğu zaman bir grup veya tarikat tarafından gerçekleştirilmektedir. Öncelikle az sayıda insanın buluşması ile bir grup kurulur. Daha sonra bu insanlar birlikte bir amaç uğruna hareket ederler. Kişi sayısı fazlalaştıkça grubun yapabileceklerinin dehşeti de o kadar artmaktadır. Yeteri kadar kalabalık olduklarına inandıklarında toplu intihar eylemi gerçekleştirerek amaçları uğrunda hayatlarına son vererek tüm dünyanın ilgisini çekmeye çalışırlar. Bu tarz olaylar genellikle toplum tarafından tecrit edilen kişiler tarafından gerçekleştirilmektedir. Tecrit edilme korkusu insan doğasının bir parçası olduğu için kendini bir yere ait hissetmeyen insanları bir gruba toplamayı amaçlarlar. Çünkü tecrit korkusu yaşayan insanları bir gruba ait olduğuna inandırmak daha kolaydır. Toplu intihar vakalarının birçok örneği olmasına rağmen bazıları tüm dünyanın dikkatini çekmeyi başarmıştır. Bunlar Halkın Tapınağı Tarikatı’nın, Cennetin Kapısı Tarikatı’nın ve Tanrı’nın On Emrini Yeniden Tesis Hareketi Tarikatı’nın toplu intihar eylemleridir.

Halkın Tapınağı Tarikatı’nın Toplu İntihar Eylemi

Jonestown kasabasında yaşayan “Halkın Tapınağı Tarikatı”nın gerçekleştirdiği toplu intihar olayıdır. Tarikatında başında olan isim Jim Jones tarikatı oluşturma çalışmalarına 1950’li yıllarda başlamıştır. 1978 yılına kadar çalışmalarına devam eden Jones hasta insanları iyileştirdiği iddia ediyor, yürümeyen bir kadını yürüttüğünü hatta kanser hastalarını iyileştirdiğini ve tümörlerini onlara geri verdiğini iddia ediyordu. Sonradan tüm bunların bir kandırmaca olduğu ortaya çıkmış, iyileşmiş taklidi yapan kişilerin Jones’un yardımcıları olduğu ortaya çıkmıştır. Fakat Jones amacına ulaşmış ve kitlelerin dikkatini çekmeyi başarmıştır. 18 Kasım 1978 yılında Jones’un liderliğinde tarikatın 900’den fazla mensubu siyanür içerek intihar etmiştir.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta tarikat mensuplarının profilidir. Çünkü yaşanılan olaylardan sonra birçok kişi tarikata girenleri suçlamış hatta onların akıl sağlığında şüphe etmişlerdir. Fakat daha sonra o gün ölenlerin akıl sağlıklarının yerinde olduğu kanıtlanmıştır. Peki, 900 kişi nasıl bir kişinin sözleriyle intihar etmişlerdir. Uzmanlar bu durumu şöyle açıklamaktadır. Jones tarikat üyelerini öylesine seçmemiştir. Toplumda değer görmeyen ve tecrit edilmiş kişilerle önce olumlu konuşmalar yapmıştır. Grubun çoğunluğu siyahilerden oluşmaktaydı ve o tarihlerde ırkçılık çok fazlaydı. Jones bu tarikatın ırkçılık ve birçok problemin çözümü olarak kurulduğunu ve bu amaç doğrultusunda çalışmalar yapacaklarını ifade etmiştir. Yani zorbalığa ve ırkçılığa uğrayan insanları bir grup haline getirmiş ve onlara ortak bir amaç vermiştir. Grup ortak bir amaca hizmet ederek kendi kimliklerini kaybetmiş ve kendi çıkarlarından vazgeçmişlerdir. İntihar edenlerin arkasında bıraktıkları mektuplardan da anlaşılacağı üzere kişiler hayatlarına son vermek amacıyla değil grubun amacına yönelik olarak bu eylemi gerçekleştirmişlerdir. Onlara göre bu bir intihar değil bir protestodur.

Cennetin Kapısı Tarikatı’nın Toplu İntihar Eylemi

Cennetin Kapısı tarikatının 39 kişinin ölümüyle sonuçlanan toplu intihar eylemidir. Tarikatın başındaki isim olan Marshall Applewhite insanların dünya ile ilgili kaygılardan kurtulup cennetin kapısına ulaşmanın kaygısını taşımalarını iddia ediyordu. Ona göre cennetin kapısı 1997’deki kuyruklu yıldızın peşinden gelecek uzay gemisine binmek ile açılacaktı. Tarikatın tüm mensupları buna inanmış ve kuyruklu yıldızın en görünür olduğu bir zamanda toplu bir şeklide intihar etmişlerdir.

Tanrı’nın On Emrini Yeniden Tesis Hareketi Tarikatı’nın Toplu İntihar Eylemi

Son olarak 1000’den fazla kişinin ölümüyle sonuçlanan bir toplu intihar eylemi olan bu olay da Uganda’da gerçekleşmiştir. Credonia Mwerinde, Joseph Kibweteere ve Bee Tait’in liderlik ettiği tarikat 1 Ocak 2000 yılında kıyametin kopacağına inanıyordu. Bu tarihe kadar tarikat mensupları işlerinde ayrılmış, ailelerinde uzaklaşmış ve mal varlıklarını satmışlardı. Fakat 1 Ocak 2000 tarihi geldiğinde kıyamet kopmamıştı ve tarikat liderleri kıyameti 17 Mart’a ertelediler. 17 Mart günü büyük bir patlama yaşanmış ve bu patlamanın ardından 1000 kişinin yanık cesetleri ortaya çıkmıştır. Polisler ölen insanların yanmadan önce zehirlenerek öldüğünü tespit ettiler. Sonradan edinilen bilgilere göre tarikat liderleri mensuplarına beraber mahşere yükselme teklifinde bulunmuş ve toplu intihar eylemi gerçekleştirilmiştir.

Osho’nun Tarikatı

Bu tarz tarikata bağlılıklar bazen toplu intiharlar ile sonuçlanmasa da yapılan istismarlara rağmen gruba uyma davranışının gösterilmeye devam ettiği durumlar vardır. Buna en iyi örnek Osho adıyla tanınan Bhagwan Shree Rajneesh’ın kurduğu tarikattır. Bu tarikat herhangi bir intihar eylemi gerçekleştirmemesine rağmen tarikat lideri tarafından mensuplarına her türlü fiziksel ve cinsel istismarı uygulanmış, toplu zehirlenmeler yaşanmış, cinayet teşebbüsünde bulunulmuş ve silah kaçakçılığı yaptırılmıştır. Fakat bunların hiçbiri mensupların liderlerine olan bağlılığını etkilememiştir. Osho mensuplarına ve diğer insanlara iyilik, sevgi ve adalet hakkında konuşmalar yapmıştır. Bu sayede tarikat neredeyse 20 bin mensuba ulaşmıştır. Fakat insanlar grupta istismar edildiğini ve kullanıldığını ancak yıllar sonra farkına varmıştır.

Tüm bu olayların ardından insanların aklına nasıl bir kişiye veya gruba bu denli bağlı olunabileceği sorusu gelmektedir. Öncelikle bu tür grup veya tarikatlar insanları rastgele seçmemektedir. Genellikle toplumdan tecrit edilmiş, kendini yalnız ve başarısız hisseden insanlara yönelik motive edici veya onore edici konuşmalar yaparlar. İlk başta yapılan konuşmalarda veya eylemlerde aşırı bir durum yoktur. İnsanların grubu sevmesi ve bağlanması beklenilir. Daha sonra grubun başındaki kişinin asıl amacı doğrultusunda davranılmaya başlanılır. Bireyler bir kez gruba girdiğinde ayrılmak daha zor hale gelmektedir. Araştırmalara göre bir gruba ne kadar zor şartlar altında girildiyse ayrılması da o kadar zor hale gelmektedir. Hatta insanlar grupta ne kadar kötü şartlara maruz kalırlarsa gruba bağlılıkları da o derece artmaktadır. Bunun nedeni ise insanların kararlarının yanlış olduğunu kabul etmek istememesidir. Yaşadığı onca sıkıntısı ve üzüntünün ardından bunların boşa olacağı düşüncesi gruba aidiyetlerini ve uyma davranışlarını daha çok artırmaktadır.


Kaynaklar:

  1. https://www.posta.com.tr/oshoya-korumalik-yapan-hugh-milneden-sok-aciklamalar-2009942
  2. https://www.mynet.com/kan-donduran-toplu-intihar-vakalari-190101122085
  3. http://aniloncu.com/sosyal-etki/
  4. Aronson, E., Wilson, T. D. ve Akert, R. (2012). Sosyal psikoloji. İstanbul: Kaknüs Yayınları.
  5. Kağıtçıbaşı, Ç. ve Cemalcılar, Z. (2017).  Dünden bugüne insan ve insanlar. İstanbul: Evrim Yayınları.
  6. Karakuş, N. ve Serpil, A. C. Karikatürde intiharın temsiline eleştirel bir bakış. Kriz Dergisi, 20(1), 1-18.
  7. Karanfil, R., Keten, A., Zeren, C. ve  Sucakli, M. H. (2012). Kahramanmaraş’ta gerçekleşen toplu kardeş intiharlarının incelenmesi. Journal of Clinical & Experimental Investigations/Klinik ve Deneysel Arastirmalar Dergisi, 3(4).
  8. Sakarya, D., Güneş, C., & Sakarya, A. (2013). İnternette İntiharı Aramak: İnternet Sitelerinin İntihar ile İlişkili İçeriklerine Göre Değerlendirilmesi. Türk Psikiyatri Dergisi, 24(1), 44-48.
  9. Yıldız, M. (2016). Sosyal etki süreçlerinin ‘Tehlikeli Oyun: Dalga’ filmi bağlamında değerlendirilmesi. Zeitschrift für die Welt der Türken/Journal of World of Turks, 8(1), 41-65.
  10. Resim engin akyurt tarafından Pixabay‘a yüklendi


Yazımızı okudunuz ve şimdi paylaşma zamanı:
Share on Facebook
Facebook
Pin on Pinterest
Pinterest
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin

Hacer Canbazoğlu

Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Psikoloji bölümü lisans öğrencisi

Hacer Canbazoğlu 27 içerik yazdı. Hacer Canbazoğlu tarafından yazılan tüm içerikleri gör

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir