Savaşın Psikolojisini Merak Ettiniz Mi?

Sorular: Hiç savaşın psikolojisini düşündünüz mü? İnsanları savaşa iten nedenler nedir? Normal hayatta kimseye zarar vermeyen birinin savaşta insan öldürmesi nasıl oluyor? Savaşsız bir dünya mümkün olabilir mi? Saldırganlık hakkında neler söyleyebiliriz? Savaşlar niçin var?

Savaş ve Psikoloji Kitabı

Savaş ve Psikoloji Editörler: Göklem Tekdemir Yurtdaş – Tevfika İkiz Yayın: Hiperyayın 1.Baskı İstanbul 2018 Sayfa: 180

Kitabın editörleri psikologdur. 12 bölümden oluşan kitapta çeşitli makaleler vardır. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Uluslararası Sosyal Bilimler Kongresinin katkılarıyla yazılmıştır. Kitap alanında uzman kişilerin içeriklerini barındırmaktadır. Bu anlamda gönül rahatlığıyla alınıp okunabilir. İnsan doğası ve savaşa psikanalitik yorumlar da içermektedir. Psikoloji biliminin savaşların neresinde olduğu ve savaşlara kuramsal anlamda yaklaşımları bu kitapta bulabilirsiniz. Kitap, Barış psikolojisi ve Askeri psikoloji bilgileri ile bitiyor. Birinci dünya savaşı temel alınarak çalışmalar yapılmıştır.

Bu içerik, kitapta dikkat çeken noktaların bir araya gelmesiyle oluşturulmuştur. Amaç konu için merak oluşturmak ve kitabın edinilip okunulmasını sağlamaktır.

İnsanın Doğası ve Savaş (s.13-23)

Birinci dünya savaşında 10 milyon askerin ve 13 milyon silahsız insanın öldüğü tahmin ediliyor.

İnsan yaşamının temelinde iki içgüdü vardır. Cinsel içgüdü ve saldırganlıktır. Birincisi üreme, ikincisi yaşamda kalma ve savunmayla ilgilidir. Bu içgüdüler biyolojik olarak insan türünün devamını sağlar. İnsanın hayvanlardan farkı karar verme ve yapacağı eylemi seçme, yapacağı eylemin sonuçlarını önceden hesaplayabilme yetisi vardır. İyi ve kötü kavramı yapacağımız eylemlere göre değişir. Bu yüzden insan yaşamında, bir ahlak problemi vardır. Sartre bu gerçeği, “özgürlük, sorumluluktur” diyerek ifade ediyor.

Trajedi insanın kendi eliyle kendi acı sonunu hazırlamasıdır.

Sartre

Yani tüm yaşanan facialara biz neden oluyoruz. Hayvanlarda ise alternatifler arasından seçme gibi bir durum yoktur.

Semboller hayatımızda çok önemli yer tutar. Özellikle dil yetisi yani dili kullanabilmek, sembolik düzeyimiz önemlidir. Toplumdaki normlara uyuluyorsa ve içgüdüler kontrol altına alınıyorsa bu sembolik düzeyledir. Örneğin, bir insan sokakta çıkıp üstsüz bir şekilde gezemez. Herkes istediği gibi hareket etseydi toplum bir araya gelemezdi. Bireylerin sembolik tasarımlar yaparak kendi seçimi ve kararlaştırması ile yaptığı eylemlerle kültür ve medeniyet oluşur.

Soru: Bilimin ilerlemesinin insanlığa katkısı nedir?

Modern bilim konfor ve bolluk getirdi; birçok korkunç hastalıkları tedavi tekniklerini doğurdu. Fakat öte yandan açlığı, yoksulluğu, çocuk ölümlerini önleyemedi. Savaşlar, sömürüler, zulümler, teknolojik imkanlarla feci boyutlar kazandı.

O zaman şu soruyu sormamız gerekiyor: Bilimin ilerlemesi demek insanlığın ilerlemesi demek midir?

Üstteki soruyu size bırakarak konuya devam edelim. İnsanlara nasıl zarar verildiği sorusu temel olarak şöyle açıklanabilir: İnsanın biyolojik bencilliği, kötülüğü, saldırgan tarafı akıl ve vicdan kontrolünden çıkar. Kitlelerin başındaki insanlar kibir, gurur, fanatizm, ekonomik çıkarlarla savaş çıkarır.

Huzur ancak paylaşılırsa vardır.

Psikanalitik Düşünceler (s.35-68)

…Savaşın içimizdeki oluşumları tüm çıplaklığıyla ortaya çıkardığını, en vahşi hayvandan daha kötü davranıldığını…

Freud

Yani aslında baktığımızda savaş insanın doğasında vardır. Tam burada devreye kültür ve medeniyet giriyor çünkü yıkıcılığı engelliyor. Topluma uyan kişi kendi yıkıcılık duygularını ve içgüdüleri kontrol altına almayı öğrenecektir.

Aslında ilkel insan bilinçaltımızda yaşamaktadır. Bilinçaltımız ölümsüz olduğunu sanır, yabancılar ve düşmanlar için ise ölümü kabullenmekte ve hatta isteyebilmektedir. Savaş kültürün kazanımlarını ortadan kaldırarak, bilinçaltımızdaki ilkel insanı açığa çıkarmaktadır.

Ölüm içgüdüsü

Thanatos: Ölüm içgüdüsü organizmanın kendisine yönelmiş ise kendini yıkıcı bir dürtüdür ama dışa yönelmişse, başkalarını yıkıma uğratma eğilimindedir. Saldırganlığın insan organizmasının yapısından kaynaklanan kesintisiz bir uyarım olduğu söylenebilir.

Peki ne yapılmalı?

Önerilen Yazı:  Sosyal Etki ve Uyma: Kitlelerin Davranışları

Kültüre, sanata, bilime, gezmeye, benliğe, düşlemlere ve nesne ilişkilerine yapılan tüm yatırımların ve sağlanan doyumun Thanatos’un etkisini azaltacağı görüşü dikkate alınabilir. Aynı zamanda yıkıcı itkiye karşı Erosa(yaşama içgüdüsü) başvurulabilir. Freud’a göre insanlar arasında duygu bağları kurulmasına izin verecek her şey savaşa karşı davranmayı kolaylaştıracaktır.

Savaş, ya ortada savaşılacak bir şey kalmayınca ya da yeryüzünün her köşesinde kabul gören yeni bir törel anlayış sağlanınca sona erer.

Kant

Bandura – Ahlaki Bağlantısızlık Kuramı (s.109-125)

Bu kuram ahlaki bağlantısızlık içinde olan insanların başka insanlara zarar verme eğilimlerine karşılık vicdanen rahat olabilecekleri iddiasını taşımaktadır. Kişiler eylemlerinin haklılığını meşrulaştırmadan o eylem için davranışa geçmemektedirler.

  1. Kutsal Olanın Desteğini Alma: Melek ve kutsal öğeler resmedilerek kendilerinin haklı olduğunu göstermek. Bu şekilde kutsal olanın desteğini alarak ahlaki meşrulaştırma mekanizması kullanılmış oluyor. Diğerlerine saldırmak, öldürmek kolaylaştırılıyor.
  2. Savaşmanın Haklılığını Gerekçelendirme: Savaş esnasında savaş ahlakına sığmayan davranışları -masumları öldürme, aç bırakma, geçim kaynaklarını yok etme- hatırlatılarak düşmanla savaşmak gerektiğinin vurgusu yapılır.
  3. Kıyaslama: Savaşa çağrılanın onur, cesaret gibi değer inşasında yönlendirilmeye giderek savaşa çağrı ve desteğe ahlaki meşruluk kazandırılmaktadır(Savaşmanın en iyi seçim olduğu ya da bir babanın savaşmasının çocuğunun gözünde onurlu gözükeceği).
  4. Dilsel Arındırma: Şiddet içeren ya da zarar verici davranışın dilsel süslemeler, teknik ya da olumlu anlamlar içeren kelimelerle ifade edilmesi. Birinci dünya savaşını futbol maçına benzetmek.
  5. İnsandışılaştırma: Hedef kişiyi veya grubu insani niteliklerden yoksun bırakarak(canavar, şeytan, ahlaksız demek) zararlı davranışın meşrulaştırıldığı propagandadır.
  6. Mağdura Suçu Atfetme: Suçu başkasına ya da dış koşullara atarak öz kınamayı engeller
  7. Sorumluluğu Dağıtma Mekanizması: İnsanlara yaptıkları zararlı davranışın sorumluluğunu bir başkasının alacağı söylendiğinde zararlı davranışın şiddetinde ve gösterilme sıklığında artış olduğu tespit edilmiştir. Yapılan eylemlerin sorumluluğunu dağıtarak sorumluluk azaltma yoluyla ortaya çıkan mekanizmadır. Kısacası herkesin sorumlu olması bir bakıma kimsenin sorumlu olmaması anlamına gelebilmektedir.
  8. Sorumluluğun yerini değiştirme: Suçu işleyen birinin “Ben sadece bana söyleneni yaptım” demesi örnek verilebilir.

İnsanlar üstteki kuram dışında, çeşitli söylemlerle birinci dünya savaşına çağrılmıştır.

Savaş halindeyken ahlaki olmayan insan öldürme davranışı karşısında kişinin kendini kınama mekanizması arasında artık bağlantı bulunmamaktadır.

Sayfa 123

Kitap Hakkında

Elinizdeki kitap, savaş ve psikoloji arasındaki ilişkiyi, Birinci Dünya Savaşı’na odaklanarak Psikoloji biliminin farklı kavramlaştırmaları düzeyinde ele alan metinlerden oluşmaktadır. Birinci Dünya Savaşı “Bütün Savaşları Bitirecek Bir Savaş” olarak tanımlanırken, savaşın bu düzeyde bir yıkıma ve kayıplara neden olacağı düşünülmemişti. Aynı zamanda ironik bir şekilde bu savaşın, ülkelerin politik sistemlerinin değişimine zemin hazırlayacağı, yeni silah teknolojilerinin gelişimini sağlayacağı, toplumsal cinsiyet rolleri açısından kökten değişimleri tetikleyeceği ve bu kitabın da odak noktası olan psikoloji disiplininin genişlemesine yol açacağı da öngörülebilir değildi. Savaş sırasında binlerce asker, “shell shock” (savaş sonrası nevroz) adı verilen, belirli fizyolojik ve psikolojik belirtilerle tanımlanan, savaşa bağlı bir tür travmadan muzdarip olmuştur. Kitapta yer alan psikoloji metinlerinde, savaşın psikoloji üzerindeki etkilerinin çeşitli yansımaları ele alınmıştır. İnsan doğası ile savaş arasındaki ilişki, Klinik psikoloji bağlamında Freud’un savaş ve yıkıcılık ile küçük farklılıkların narsisizmi üzerine kavramlaştırmaları, savaşı bizzat deneyimleyen Bion’un kuramsal çıkarımları, psikosomatik yaklaşım özelinde savaş nevrozları, politik psikoloji kapsamında milliyetçiliğin kavramsal gelişimi, otobiyografik bellek ile ulusal kimliğin kesişimi, askeri psikolojinin kapsamı ve getirilebilecek eleştiriler ile iletişim psikolojisi bağlamında propaganda, söylem ve ahlak etkileşimi temelinde değerlendirilmiştir.

(Tanıtım Bülteninden – Kitabın Arka Kapağı)


Ahmet Kılgi

İstanbul Kültür Üniversitesinde Psikoloji lisans öğrencisidir. Psikolojiden Oku'da oluşturduğu içerikleriyle topluma fayda ilkesi doğrultusunda hareket etmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Önceki yazıyı okuyun:
temple grandin film analizi
Temple Grandin Filminin Analizi

Otizm konusunda ilk akla gelen filmlerden birisi olan Temple Grandin 2010’da vizyona girmiş bir ABD yapımı dram filmidir. Mick Jackson’ın

Kapat