Belleğinizdeki Anı Sahte Olabilir Mi?

Sahte Anı

Anılarımızı ne kadar hatırlarız? Peki ya hatırladıklarımız ne kadar doğru?

Sahte anı, bir insanın olmamış bir anıyı anımsamasıyla meydana gelen psikolojik bir olaydır. İlk olarak, Sigmund Freud 19. yüzyılın sonlarına doğru bundan bahsetmiştir. Kabul edilemez veya acı verici düşünceler ve uyarıcılara karşı zihnin bir savunma yöntemi olduğunu ileri sürmüştür. Bu bilinçdışı mekanizmaya ‘bastırma’ adını vermiştir. Ve travmatik bir olayın anısının bastırılabileceği ve bazen çarpıtılmış şekilde depolanabileceği fikri, pek çok psikolog tarafından kabul edilmiştir.

Birçok insan belleğin bir kayıt cihazı gibi çalıştığını düşünür. Bilgiyi kaydeder ve sonra geri çağırırız. Fakat onlarca yıldır yapılmış psikolojik araştırmalar bize bunun böyle olmadığını söylüyor. Belleğimiz yapılandırıcıdır. Anıları önce inşa eder ve sonra yeniden inşa eder.

Loftus, 2013

Deneyler

Elizabeth Loftus, 20. yüzyılda bellek çalışmaları denince aklımıza gelen önemli psikologlardan biri. Kendisi unutmaktan çok hatırlamayla, daha doğrusu nasıl hatırladığımızla ilgilendiğini söylüyor ve bununla ilgili deneyler de yapıyor.

‘İlk testte, 45 katılımcı bir araba kazasının yer aldığı farklı videolar izlemek için rastgele atandılar. Bu videolarda çarpışma saatte 20 mil, 30 mil ve 40 mil hızla gerçekleşiyordu. Daha sonra, katılımcılar bir anket doldurdular. Ankette ‘Arabalar birbirlerine şiddetle çarptıklarında ne kadar hızlılardı?’ sorusu soruldu. Soru her zaman aynı şeyi sormasına rağmen araştırmacılar çarpışma için kullanıldıkları fiili değiştirdiler. ‘Şiddetle çarpmak’ yerine ‘çarpmak’, ‘kafa kafaya çarpışmak’, ‘darbe almak’ ya da ‘sürtünmek’ kelimelerinden biri kullanıldı. Katılımcılar çarpışma hızını ortalama 35 mil ve 40 mil arasında tahmin ettiler. Eğer gerçek hız hesaplamadaki asıl faktör olsaydı, katılımcıların düşük hızdaki çarpışmalar için düşük hız tahmini yapmaları gerekirdi. Ama katılımcılar onun yerine, çarpışmayı tanımlamak için kullanılan kelimeye göre hız tahmini yaptılar. İkinci deneyde de katılımcılara bir araba kazası videosu gösterildi ancak kritik bir manipülasyon yapıldı: Anketlerdeki laf kalabalığı. 150 katılımcı üç farklı duruma rastgele atandı. Birinci durumdakilere aynı soru ilk deneydeki gibi ‘şiddetle çarpışmak’ fiili ile soruldu. İkinci durumdakilere aynı soru ‘şiddetle çarpışmak’ fiili ‘vurmak’ fiili ile değiştirilerek soruldu. Son gruba çarpışan arabaların hızı sorulmadı. Videoda kırık cam olmamasına rağmen, katılımcılara videoda kırık cam görüp görmedikleri soruldu. Bu soruya verilen cevaplar, gösterdi ki kırık camı hatırlama durumu kuvvetli bir şekilde kullanılan fiile bağlı değil. ‘Şiddetle çarpışmak’ fiilinin kullanıldığı gruptaki katılımcıların büyük bir bölümü kırık cam görmediklerini belirttiler.’

Ancak sahte anılar yalnızca deneylerle de karşımıza çıkmıyor.  

Gerçek Olay

‘Titus bir restoran müdürüydü. 31 yaşındaydı ve Seattle, Washington’da yaşıyordu. Gretchen’le nişanlıydı, evlilik planları yapıyorlardı, Gretchen, onun hayatının aşkıydı. Bir gece çift, romantik bir akşam yemeği için birlikte dışarı çıktı. Eve dönmek üzere yoldaydılar, bir polis memuru tarafından arabaları kenara çekildi. Titus’un arabası o akşam kadın bir otostopçuya tecavüz eden bir adam tarafından kullanılan bir arabaya benziyordu ve aynı zamanda Titus da tecavüzcüyü andırıyordu. Bunun üzerine polis Titus’un fotoğrafını çekti ve zanlı teşhis odasına koydu. Fotoğrafı tecavüz mağduruna gösterdiler. Kadın Titus’un fotoğrafını işaret etti ve “Bu fotoğraf tecavüzcüye çok benziyor” dedi. Dava polis ve başsavcılık tarafından açıldı ve Steve Titus tecavüzle yargılandı. Tecavüz mağduru kürsüye geçti ve “Tecavüzcünün bu adam olduğundan kesinlikle eminim.” dedi. Titus suçlu bulundu. Titus masum olduğunu savundu, ailesi jüriye çıkıştı, nişanlısı ağlayarak olduğu yere yığıldı. Titus cezaevine götürüldü. Peki siz bu durumda ne yapardınız? Titus hukuk sistemine olan bütün inancını kaybetti, fakat aklına bir fikir gelmişti. Yerel gazeteyi arayarak yardım istedi, bir araştırmacı gazetecinin ilgisini çekmişti. Gazeteci gerçek tecavüzcüyü buldu. Suçunu itiraf eden adamın o civarda daha önce 50 tecavüz davasına karıştığı düşünülüyordu. Hakime bu bilgi verildiğinde, hakim Titus’u serbest bıraktı. Dava burada bitmeliydi. Bu olayın, davanın sonu olması gerekirdi. Titus bu olayı berbat bir yıl olarak kabul etmeliydi, ancak bu şekilde sonlanmadı. Titus fazlasıyla üzgündü. İşini kaybetmişti, geri alamadı. Nişanlısını kaybetti. Gretchen, Titus’un dinmeyen öfkesine daha fazla tahammül edemedi. Titus bütün birikimini kaybetti. Bunun üzerine polise ve bu ızdırabı yaşamasına neden olan diğer kişilere dava açmaya karar verdi. Davayı düşünmeden geçirdiği tek bir dakikası bile olmuyordu. Kendi açtığı davadan sadece birkaç gün önce bir sabah acı içerisinde uyandı ve stres kaynaklı bir kalp krizi sebebiyle hayatını kaybetti.

Henüz 35 yaşındaydı'(Loftus,2013).

Tanık teşhisi kanıtlarının güvenilmezliği, ceza yargılamalarıyla medeni hukuk davalarının en ciddi sorunlarından birini oluşturur.

Loftus çok geçmeden adli psikolojiyle ilgilenmeye başlar. Geri kazanılmış anıların güvenilmezliğine vurgu yapar ve mahkemelerin bunların ötesinde kanıt aramaları gerektiğinde ısrar eder.

Anımızın duygusal yeri sebebiyle, onu canlı biçimde hatırlıyor gibi görünürüz. Ancak:

  1. Anımız cevabı belirleyecek bir soruyla ya da sahte bir bilgiyle şekillendirilmiş olabilir.
  2. Biri tarafından telkin edilmiş olabilir.
  3. Sonraki deneyimlerle değiştirilmiş olabilir.
  4. Mevcut duygularımız veya düşüncelerimiz tarafından değiştirilmiş olabilir.

Sonuç olarak, hafızamız her yöne gidebilecek vaziyettedir. Hatırladığımıza inandığımız, hatırladığımıza emin olduğumuzu iddia ettiğimiz anılarımız yanlışlıklarla dolu olabilir.


Yararlanılan Kaynaklar:



Yazımızı okudunuz ve şimdi paylaşma zamanı:
Share on Facebook
Facebook
Pin on Pinterest
Pinterest
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir