Psikoloji Biliminin Tarihçesi

Psikoloji çok geniş kapsamlı bir bilim dalıdır. Her ne kadar birçok insan psikolojinin bir bilim olduğunu kabul etmese de psikoloji sınanabilir, ölçülebilir ve yanlışlanabilir olgular ortaya çıkaran önemli bir alandır. Psikolojiye yönelik bu tarz ön yargıları ortadan kaldırabilmek için psikoloji tarihçesinin detaylıca incelenmesi ve değerlendirilmesi gereklidir. Diğer birçok alan gibi psikolojiden birden ortaya çıkan bir fenomen değildir. Savaşlar gibi insan hayatını etkileyen birçok olay psikolojinin dolayısıyla psikolojik tedavilerin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Evrensel olarak incelendiğinde psikoloji biliminin önem kazanması 1. ve 2. Dünya Savaşları ile olurken Türkiye’de ise 1999’da yaşanan Gölcük Depremi ile olmuştur. İnsanlar yaşadıkları acı olaylar karşısında travmatize olurken tedavi sürecinde sıkıntılar çekmişlerdir. Bu olaylar karşısında psikolojinin bilinirliği ve önemi giderek artmıştır.

Mitolojide Psikoloji

Ege bölgesinde bulunan Milet bölgesi kralının üç güzel kızı vardır. Fakat en küçük kızı Psyche (Ruh) diğer kardeşlerden daha güzeldir. Hatta Psyche o kadar güzeldir ki insanlar kendilerini onun güzelliğine kaptırmaktadırlar. Öyle ki güzellik kraliçesi Afrodit’i unutup Psyche’yi görmeye gitmektedirler. Bu durum karşısından sinirlenen Afrodit oğlu Erosu çağırır ve ondan Pyche’yi bir canavara aşık etmesini ister. Annesinin isteğini yerine getirmek için yola koyulan aşk tanrısı Eros Psyche’yi gördüğünde onun güzelliğinden etkilenir. Psyche’den etkilenen Eros onu bir canavara aşık etmeye kıyamayarak aşk oklarını kendisine batırır. Birbirlerine delice aşık olan Eros ve Psyche evlenmeye karar verirler. Fakat Eros’un bir şartı vardır. Evlilikleri boyunca Psyche, Eros’un yüzünü görmeyecektir. Bu şartı kabul eden Psyche, Eros ile sadece hava karardığında görüşebilmektedir. Fakat bu onun için bir sorun olmamıştır. Çünkü kocasına deliler gibi aşıktır.

Eros’un Yüzü

Bir gün Psyche’nin aklına ailesinin onun için endişeleneceği gelmiştir. Psyche’nin bir canavara aşık olduğunu düşünen ailesi onun canavar tarafından katledildiğini düşünmektedir. Eros’dan izin alarak ailesinin yanına giden Psyche ailesi ile görüştüğünde oldukça mutlu olmuştur. Fakat kısa bir süre sonra kız kardeşleri Psyche’yi kıskanmaya başlamıştır. Kıskançlıklarından dolayı Psyche’yi huzursuz etmek amacıyla Psyche’nin kocasının yüzüne bakması gerektiğini söylemişlerdir. Kız kardeşlerinin konuşmalarından sonra içerisinde bir merak uyanan Psyche Eros’un yüzüne bakmaya karar vermiştir.

Bir gece Eros saraya geldiğinde onun uyuması beklemiş ve duvarda asılı olan kandili alarak Eros’un yüzüne doğru tutmuştur. Eros’un yüzünü gördüğünde onun güzelliği karşısında heyecanlanan Psyche’nin elleri titremiş ve bu sebeple kandilden sıcak bir yağ damlası Eros’un omzuna düşmüştür. Yağın verdiği acı ile uyanan Eros, Psyche’ye çok kızmış ve onu terk etmiştir. Eros’dan ayrılan Psyche yıkılmıştır. Acı içerisinde Eros’un annesi Afrodit’e giderek ondan yardım istemiştir. Psyche’nin güzelliğini kıskanan Afrodit, bir de oğlu ile evlendiği için Psyche yardım etmek istememiştir. Fakat Psyche’ye böyle söylememiştir. Ona yardım edeceğini söylemiştir. Ancak yardım edebilmesi için Psyche’nin bir takım zorlukları aşması gerektiğini söylemiştir.

eros

Psyche’nin Tanrıça Olması

Eros için birçok zorluğun üstesinden gelen Psyche’nin son görevi ölülerin ülkesi Hades’e gitmektir. Yer altı tanrıçası Phersephone’nin kutusunu götürmek görevinde yine merakına yenik düşen Psyche kutuyu açıp içerisinde ne olduğuna bakmak istemiştir. Fakat kutunun içerisinde sonsuz bir uyku bulunmaktadır. Kutuyu açtıktan sonra Psyche, derin bir uykuya dalar. Psyche’nin sonsuz bir uykuda olması Eros’u üzer. Sevgilisinin ölmesinden korkan Eros, onu alarak annesinin yanına getirir. Annesinin Psyche’yi uyandırması ister. Oğlunun aşkı karşısında çaresiz kalan Afrodit Psyche’yi uyandırır. Zeus ise ona sonsuzluk nefesi üfleyerek bir tanrıça olmasını sağlamıştır. Hikayenin sonunda Eros ve Psyche sonsuza kadar mutlu yaşamışlardır.

Psyche Nedir? Psikoloji Biliminin Ortaya Çıkışı

Psyche’nin kelime anlamı ruh olarak çevrilmektedir. Psikoloji ise ruh ve zihin bilimidir. İnsanın zihin ve davranışlarını inceleyen bilimdir. Bilimin temelleri her ne kadar çok önceleri atılsa da bilimlerin birbirinden ayrışmaları uzun yıllar almıştır. Psikoloji ayrı bir bilim dalı olmadan önce sosyoloji gibi diğer birçok alandan ayrışmamış haldeydi. 1879 yılında Wilhelm Wundt Almanya’nın Leipzeig kentinde ilk psikoloji laboratuvarını kurduğunda modern psikolojinin temeli atılmıştır. Bu sebeple Wundt modern psikolojinin babası olarak bilinmektedir. Wundt’un yaptığı çalışmalar genel olarak deneysel psikoloji üzerine olmuştur. Kısacası psikolojinin ölçülebilir ve sınanabilir tarafında araştırmalar yürütmüştür. Dolayısıyla da akademik alanda psikolojinin yer almasını sağlamıştır.

Wilhelm Wundt

1832 yılında Almanya’nın küçük bir kasabasında dünyaya gelmiştir. Abisi yatılı bir okulda okuduğu için anne ve babasının tek çocuğu gibi yetişmiştir. Bu durum onda yalnızlık hissetmesine neden olmuştur. Papaz olan babası ile çok iyi hatıralara sahip olmayan Wundt, okulda da iyi bir başarı gösterememiştir. Sürekli düşük notlar alması sebebi ile eğitimini babasının yardımcısı olan bir papaz üstlenmiştir. Yaşlarının yakın olması sebebi ile bu papaz ile daha iyi iletişim kurabilen Wundt ailesi ile kuramadığı duygusal bağı bu papaz ile kurmuştur.

Uzun bir süre papaz ile kalan Wundt yine de beklenen akademik başarıyı gösterememiştir. Hiç sınıf arkadaşı olmamış hatta öğretmenleri tarafından fiziksel şiddete maruz kalmıştır. Bunlara rağmen derslerine çalışmayan Wundt zamanının çoğunu hayal kurarak geçirmiştir. Bu kadar başarısızlık ve ihmale karşın Wundt vazgeçmemiş ve kendisini kontrol altına alarak başarı merdivenin basamaklarını çıkmayı başarmıştır. Öncelikle tıp fakültesini kazanan Wundt daha sonra alanında etkin birçok ismin yanında çalışma fırsatı bulmuştur. Çalışmalarını bir kitap haline getiren Wundt “Fizyolojik Psikolojinin İlkeleri” eseri ile psikolojinin bir laboratuvar bilimi olarak kurulmasını sağlamıştır.

Dünya Savaşları Sonrası Psikoloji

Her ne kadar psikolojinin babası Wilhelm Wundt olsa da psikoloji denildiğinde akla ilk gelen isim genellikle Sigmund Freud olmuştur. Freud’dan önce birçok psikiyatr ve psikoloğun çalışmaları bulunsa da Freud birkaç özelliği ile diğer meslektaşlarından ayrılmaktadır. Bunlardan ilki Freud’un 2. Dünya Savaşı zamanlarında yaşamış olmasıdır. Psikoloji her ne kadar merkezinde insan bulundursa da akademik bir boyutta olduğu için insanlar tarafından bilinirliği ve dikkat çekiciliği oldukça azdı. Fakat savaş dönemlerinde birçok acıya ve üzüntüye maruz kalmış insanlar bunların üstesinden gelebilmek için çözüm yolu aramaya başlamışlardır. Kısacası psikolojinin popülerliği ona ihtiyaç olduğunda artmıştır.

Psikolojinin tarihçesi incelendiğinde de Dünya Savaşları psikoloji için önemli etkenlerdir. Sadece Freud’un değil diğer birçok kuramcıda savaş sebebiyle vatanlarından ayrılmak zorunda bırakılmışlardır. Psikoloji alanında araştırma yapan birçok Alman vatandaşı ya Amerika’ya ya da Rusya taşınmıştır. Bu vatanından kopuş kişilik kuramlarının oluşturulması kilit noktası olmuştur. Örneğin Viktor Frankl toplama kampına götürüldüğünde o güne dek yaptığı bütün bilimsel çalışmalara el koyulmuştur. Bu Frankl için bir yıkım olmuştur fakat Frankl insanların kurtuluşunun kendisinde olduğunu fark etmiştir. Zorlu kamp yaşamına rağmen kendi varoluşunu sorgulayarak “İnsanın Anlam Arayışı” eserinde deneyimlerini aktarmış hatta kampta diğer insanları incelemesi sonucu “logoterapi” prensibini ortaya koymuştur.

Tarihteki Üç Şok

Tarih boyunca insan egosuna dair üç büyük şok vardır. Bunlardan ilki evrenin merkezinin dünya olmadığını ve güneşin yörüngesinde birçok gezegen olduğunu ifade eden Copernicus’un iddialarıdır. İkincisi Charles Darwin’in insanın ayrı ve üstün bir varlık olmadığını sadece daha çok gelişmiş bir hayvan formu olduğunu iddia etmesidir. Üçüncüsü ise insanın rasyonel bir iradesi olmadığını, buna karşın bilinçaltı güçler tarafından yönetildiğini iddia eden Freud’dur. Bu üç şok teorisini bizzat Freud, kendi eserinde yer vermiştir. Bu sayede insan aklının ve mantığının, hayatı yönlendirmede en etkin etkenler olmadığını ortaya koyduğunu savunmuştur. Özetle bakıldığında Freud insanların alışkın olmadığı ve kabullenmekte zorluk çekeceği bir iddia ortaya koymuştur.


Kaynaklar:

  • http://www.arkeorehberim.com/2015/02/ruhu-kanatlandran-ask-psykhe-ve-eros.html
  • https://www.simplypsychology.org/wundt.html
  • http://www.kaansahin.com/mitoloji/yunan-mitolojisi/psike-ve-eros-efsanesi/
  • Schultz, D.P. ve Schultz, S.E. (2007). Modern Psikoloji Tarihi. İstanbul: Kaknüs Yayınları.


Yazımızı okudunuz ve şimdi paylaşma zamanı:
Share on Facebook
Facebook
Pin on Pinterest
Pinterest
Share on Whatsapp
Whatsapp
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin

Hacer Canbazoğlu

Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Psikoloji bölümü lisans öğrencisi

Hacer Canbazoğlu 34 içerik yazdı. Hacer Canbazoğlu tarafından yazılan tüm içerikleri gör

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir