Bilişsel PsikolojiDenemelerDeneyler

Pandemi Sonrası Klasik Koşullanır mıyız?

Pavlov’un köpeklerle yaptığı deneyi bilmeyen yoktur sanırım. Gelin önce hep birlikte bu deneyin bilinmeyen bir tarafını konuşalım. Pavlov aslında bu çalışmasında cerrahi yöntemler aracılığıyla köpeklerin sindirim salgılarını gözlemleyip ölçümlemeyi amaçlıyordu. Ancak çalışmaları sırasında köpeğin ağzına yiyecek konulmadan onu besleyen kişiyi görür görmez hatta onun ayak seslerini duyar duymaz salya tepkisi göstermeye başladığını fark etti. Pavlov bu durumun köpeğin bakıcısının görüntüsünü ona verilen yiyeceği yutması ile sık sık eşleştirmesinden kaynaklandığını fark etti (1*). Klasik koşullanma (şartlı refleksler) kavramı böylece Pavlov’un dikkatli gözlemi, keskin zekası ve bununla birlikte tesadüfi bir keşifle ortaya çıkmış oldu. Pavlov daha sonra bu çalışmalarını genişletmiş ve davranışçı kuram çerçevesinde ele almıştır.

Nedir Bu Klasik Koşullanma?

Reklam

Klasik koşullanma çevredeki olumlu veya olumsuz uyaranların davranışta yaptığı değişimlere odaklanılır. Buna göre, öncelikle çevrede fizyolojik olarak tepki sağlayacak koşulsuz yani kendiliğinden ortaya çıkacak bir uyaran gereklidir. Bu tepki bir alışkanlık ya da eğitim sonucu değil refleks olarak gerçekleşmelidir. Pavlov köpeklerle yaptığı çalışmada köpeğin ete verdiği salya tepkisini koşulsuz tepki, etin kendisini de koşulsuz uyaran olarak ifade etmiştir (1*). Pavlov kısa bir süre sonra nötr (organizma için herhangi bir anlam ya da tepkiye yol açmayan) bir uyarıcının hayvanın dikkatini çekerek koşullu salya tepkisi üretebileceğini keşfetti. Bu amaçla da zil, sinyal veren bir alet, metronom tıkırtısı veya ışık kullandı. Zil çaldıktan sonra verilen et, zili koşullu uyaran yapmış; haliyle salya tepkisi koşullu tepki haline gelmiştir. Sonuç olarak, köpek zilin çalışını her duyduğunda salya tepkisi göstermiştir. Çünkü zil artık etin habercisi duruma gelmiştir (3*).

Pandemi ve Klasik Koşullanma

İlgili Makaleler

Şu an içinde bulunduğumuz Pandemi döneminde yaşadıklarımızı bir düşünelim. Daha önce bizim için nötr yani herhangi bir anlam ya da tepkiye yol açmayan durumların koşullu bir uyarana dönüşüp dönüşmeyeceğini keşfetmeye çalışalım. Örneğin toplu taşıma aracında öksüren ya da hapşıran birinin sizin hayatınızı tehlikeye atabilecek bir kişi olabileceğini veya o kişiye karşı korku ya da öfke duygusu besleyebileceğinizi hiç düşünmüş müydünüz? Pandemi döneminde bunu yaşayarak belki bulunduğu yeri değiştiren, belki de kendi kendine söylenen olmuştur.

Reklam

Şimdi aynı olaya öksüren ya da hapşıran kişi tarafından bakalım. Siz hiç hapşırıp öksürdükten sonra utanç duyduğunuzu ya da ayıplanmış hissettiğinizi düşündünüz mü? Öksürmek, hapşırmak gayet tabii doğal bir durumdur. Bu istemsiz gerçekleşir ve bizim için birinin hapşırması nötr bir durumdur. Peki özellikle pandeminin ilk başlarında peş peşe hapşırdıktan sonra pek çok kaygılı bakışa maruz kalmış birini düşünelim. Bu durumda kişi onun için nötr bir uyarıcı olan hapşırmayı insanların verdiği tepkilerden sonra koşullu bir uyaran olarak algılayıp koşullu bir tepki göstererek utanmış olabilir mi? Gayet tabii.

Telefon, Anahtar, Maske….

Peki ya şu maskeler. Evden onlarsız çıktığımızda kendimizi nasıl da çıplak, eksik hissediyoruz! Telefon, anahtar, maske. Kim derdi ki ayrılmaz bir üçlü olacaklarını? Daha önce maske takmayan biri ameliyat ortamı dışında garipsenmemiştir herhalde.  Maske bizim için bir nötr uyarıcı iken şimdi onu sağlığımızı korumak için bir gereklilik veyahut kurallara uymak adına bir davranış kalıbı olarak eşleştirmiş durumdayız. Diğer taraftan piyasanın çeşit çeşit, rengarenk maske seçeneklerini tarzının bir parçası olarak görmeye başlayanlar da vardır belki.

Pandemi Sonrası Online Yükseliş

Reklam

Daha önce online eğitim, online çalışma ya da online danışmanlık hizmetlerine olumsuz bakan veya herhangi bir fikri, tepkisi olmayan birçok insan vardı. Ancak meydana gelen farklı koşullar, yeni davranış kalıpları ya da yeni tutumlar geliştirmemizi sağladı. Örneğin pandemi öncesinde çoğumuz dostlarımız, arkadaşlarımız ile yüz yüze görüşmeyi online görüşmelere tercih ederdik. Belki bu noktada online görüşmeler bizim için son derece anlamsız ya da nötr bir uyarandı. Ancak evlerimizden çıkamadığımız günlerde sevdiklerimizin bir çift lafını ve sesini duyabilmek güler yüzünü görebilmek amacıyla çayımızı kahvemizi alıp online ortamlarda buluştuk. Online ortamlarda keyifli sohbetler kurabildiğimizi ve dahası eğitim, seminer vb. pek çok imkandan kolayca faydalanabildiğimizi gördükçe daha önce nötr ya da anlamsız bulduğumuz online görüşmeleri artık keyifli bularak buna klasik koşullandığımızı söyleyebiliriz.

Pandemi Öncesi Son Bayram

Reklam

Şimdi pandemiden önceki son bayramı hatırlamanızı istiyorum. Gelen misafirine şeker ya da çikolatanın yanında kolonya ikram etmeyen yoktur sanırım. Kolonyayı çoğunlukla böyle günlerde misafirlik esnasında tüketiyorsanız onun kokusunu mutluluk, heyecan ya da beraberinde gelecek tatlı atıştırmalıklarla eşleştirmiş olabilirsiniz. Burada olumlu bir klasik koşullanmadan bahsedebiliriz. Ancak şimdi bu koku mecburiyetten kullandığımız bir nesneye veya hastalık ile eşleştirdiğimiz bir kokuya dönüşmüş olabilir. Beynimiz farklı durumlara adapte olmaya meyilli olduğundan yeni bağlantılar, yeni eşleştirmeler kurmaya hep böyle devam edecek. Bunu bir noktada tüm organizmalarda yaşam boyu süren ve hayatta kalmamızı sağlayan öğrenme ile de açıklayabiliriz. Yukarıda bahsetmeye çalıştığım klasik koşullanma aslında bu öğrenme yöntemlerinden (davranışsal öğrenme türlerinden) yalnızca biri.

Peki beynimiz öğrenmeseydi ne olurdu? Öğrenmeseydik şayet nesiller arası bilgi aktarımını gerçekleştiremeyecek, bilimi ileri seviyelere taşıyamayacak ve görkemli medeniyetler kuramayacaktık. Öyleyse pandemiden sonra birbirimize karşı yeniden kucaklayıcı, bağışlayıcı olmayı öğrenemeyeceğimizi kim söyleyebilir?


KAYNAKÇA

  1. Schultz, D. & Schultz, S. (2004). Modern Psikoloji Tarihi,(ss. 395-400). (Çev. Aslay ve Yasemin) Kaknüs Yayınları.
  2. Deliktaş, Ö. D. (2018) Koşullanma çalışmalarında bir model organizma: Drosophila Melanogaster. TÜBAV Bilim Dergisi11(4), 14-21.

Telif Hakkı Bildirimi İçin Tıklayın




Okuduğunuz içerik sevgiyle oluşturulmuştur ❤️

Beyza Atagün

Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Psikoloji bölümünden mezun oldum. Şu anda İstanbul Kültür Üniversitesinde Yüksek Lisans eğitimime devam etmekteyim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu