Psikolojik Rahatsızlıklar

Obsesif ve Kompülsif Kişiliklerde Savunmalar, Uyum Süreçleri ve Anal Saplantılar

Obsesyon (obsession) sözcüğü Latince‟de “rahatsız etme” anlamında kullanılmış olan ‘ obsideratum’ ya da ‘obsidere’ sözcüğünden türetilmiş olan obsesyon veya saplantı, kendi kendine bilinç alanına giren, tekrarlayıcı, rahatsızlık ve sıkıntı yaratan, kişinin saçma ve yanlış olduğunu bildiği düşünce, dürtü yada imajlardır (1*).  Kompülsiyon ise; kişinin sahip olduğu obsesyonlar sonucu yaşanan rahatsızlıkları engellemek amacıyla yapılan engelleyici davranışlardır. Freud ise obsesif kompülsif davranışları şu şekilde tanımlamıştır; ‘ Hastanın zihni gerçekte kendisini hiç ilgilendirmeyen düşüncelerle doludur ve kendisine yabancı gelen dürtüler hissetmektedir, arada bir karşı gelemediği eylemlere geçmek zorunda kalır. Zihnine takılan bu obsesyonlar kişi için bir anlam taşımadığı gibi, çoğu kez kendisine de saçma gelir. Bu düşünceler aslında hiçbir zaman kişinin eylemlerine geçmese dahi bu düşünceleri anımsatan durumlardan sürekli kaçınmak zorunda kalabilir.’ (6*). Düşünmenin ve harekete geçmenin, sezmenin, duyumsamanın, hissetmenin, sanatsal alanlarda başarılı ve yaratıcı olmanın, zevk almanın ve diğer daha az rasyonel olan etkinliklerin varlığı ile veya daha az yararı olan etkinlikler ile karşılaştırıldığında, kişide obsesif kompülsif kişilik yapısının bulunduğu söylenebilir. Genelde  bu kategoride yer alan kişiler çevrelerinde oldukça beğenilen ve tanına kişiler olarak tanınabilmektedirler (5*). Kişilikleri DSM’nin Obsesif Kompülsif Kişilik Bozukluğu kriterlerini karşılayan, katı şekilde örgütlenmiş kişilerin çoğu savunmacı olabilmektedirler ve düşünme ve yapma özelliklerini ise birleştirerek hemen hemen aynı seviyede kullanırlar. Daha çok düşünmeye zaman ayırmış fakat yapmaya göreceli olarak duyarsız olan ve bunun zıttı durumunda olan kişiler de vardır. Bu kişiler zihinsel faaliyetler yapmaktan hoşlanırlar ve bu kişinin özsaygısını geliştiren bir pekiştirici olabilmektedir ama düşüncelerini faaliyete geçirmek için bir neden hissetmezler. Bazen obsesif ve kompülsif  kavramının ayrı iki kavram olduğu gözden kaçırılabilir. Kişilikten bahsedildiğinde bu iki eğilimi beraber düşünme biraz yapay bir durum olmaktadır. Obsesyonlar ve kompülsiyonlar sadece kişilik yapısı açısından obsesif ve kompülsif olanlarda değil herkeste görülebilmektedir (5*).

Obsesif ve Kompülsif Kişiliklerde Savunma ve Uyum Süreçleri

Temel olarak obsesif kişiliklerde görülen savunma yalıtma savunmasıdır (3*). Bu savunma; yaşanılanların, geçmiş hatıraların, bir amacın veya bir isteğin duygulardan soyutlanarak anlatılmasıdır. Kişi yaşadığı bir olayı izlediği bir filmi ya da başkasının başından geçen bir olayı anlatır gibi anlatır. Aslında derinindeki karmaşanın ve öfkenin ortaya çıkmasını önlemek için anlattığı şeyleri kendisi yaşamamış gibi duygusuz bir şekilde anlatır (7*). Bir anlamda kişi yalıtma ile zihnindeki bazı düşüncelere dokunulmamasını sağlamaya çalışmaktadır (5*).  Kompülsif kişilerde ise asıl savunmacı süreç yapıp bozma savunmasıdır. Bu mekanizmada ise amaç; bunaltı, kuşku ve korku yaratan bir davranışın ikinci bir davranışla nötralize edilmesidir. Yapılan bir eylemle diğer eylem iptal edilmiş olur. Freud “Sıçan Adam” olgusunda sevgilisinin arabası çarpmasın diye yoldan bir taşı kaldırması, sonra tekrar ortaya getirmesini örnek olarak verir. OKB’de sıkça karşımıza çıkan tekrarlamalar bir yapma-bozmadır. Burada temel amaç bir eylemin iptal edilmesi ve farklı bir niyetle tekrarlanmasıdır. Dürtüsel olarak yapılmış olanın yerine süper egonun yaptırdığı geçirilir (6*).

Reklam

 Obsesif ve kompülsif olan bireyler hem yalıtma hem de yapıp bozma savunmalarını kullanırlar. Yalıtmada, yaşanılanların, geçmiş hatıraların, bir amacın veya bir isteğin duygulardan soyutlanarak anlatılması söz konusudur (7*). Üst düzeyde işlevselliği olan obsesif kişiler yalıtma savunmasını genellikle en aşırı biçimlerde kullanmazlar. Bunun yerine duygulanımı düşünceden ayırmanın daha olgun biçimlerini tercih ederler: akılcılaştırma, ahlaksallaştırma, bölmeleme ve düşünselleştirme (5*). Son olarak bu klinik gruptaki çok sık kullanılan savunmalardan biri olan karşıt tepki oluşturmadır (5*). Kişi içindeki olumsuz duyguların (öfkenin) tam tersi içerisinde bir tutum sergiler. Bu şekilde bu duygu bastırılmış ve bilinç dışında tutulmuş olur. Dışarıdan bakıldığında çok kibar, nazik, temiz ve düzenli gibi görünen bu kişiler aynı zamanda içlerinde kin, nefret, pislik ve düzensizlik, saldırma ve yok etme duyguları beslerler. Bu kabul görür tutum ve davranışlarla asıl içlerinde sakladıkları duyguların sonucu ortaya çıkan bunaltıdan kurtulmaya çalışmalarından kaynaklanmaktadır (7*). Belirtilen bu savunmalara ek olarak daha az tanımlayıcı niletelik taşımasına rağmen bir savunma daha belirtilmelidir. Tüm gelişimsel düzeylerdeki obsesif kişilerin ayrıca yer değiştirme  savunmasını kullanabilirler. Bu savunmayı, özellikle öfke duygusu için ancak öfkenin gerçek hedefinden uzaklaştırıp daha uygun bir hedefe yöneltilmesi ile utanca kapılmadan, öfke duygusunu sahiplenebildikleri durumlarda kullanırlar (5*). Bir nesneye ilişkin çatışma yaratan olumsuz duyguların bastırılması ve nötr olan başka bir nesneye bu duyguların yansıtılmasıdır. Freud rüyalarda, fobilerde ve obsesif kompulsif nevrozlarda bu savunmanın öneminden bahsetmiştir. Obsesif kompulsif nevrozlarda suçluluk, kirlenmişlik, öfke duygularının yerine sürekli el yıkama, bedensel kirlilik, sürekli giyinme ve soyunma davranışları gelmiştir (4*).

Bilişsel Savunmalar

Obsesif kişilikler zihinsel süreçlere çok fazla değer verdiklerinden dolayı, duyguları, çocuksulukları, zayıflık, kontrol kaybı gibi kavramlarla bağlantılı görülen değersizleştirilmiş bir alana sevk etme eğilimi gösterirler. Sonuç olarak duyguların, fiziksel duyumların ve fantazinin güçlü ve doğal bir rolü olduğu durumlarda ise oldukça zor durumlarda kalabilmektedirler. Obsesif karakter gösteren kişiler resmi ve kamusal alanda çok sevilmelerine rağmen yakın ilişkilerinde rollerde yetersiz kalmaktadırlar. Yetersiz kalınan sevgiye dayalı ilişkilerde kaygı ve utanç yaşamamaları kaçınılmaz olabilmektedir. Terapide ve günlük yaşamlarında, duygularını betimlerken ikinci dili kullanabilirler (5*).

Davranışsal Savunmalar

Kompülsiyonların tamamlayıcısı olan yapıp-bozma savunma mekanizması obsesif kompülsif semptom ve kişilik yapısında bulunur. Bu kişiler, bilinçdışı olarak özür veya sihirli koruma anlamı taşıyan eylemlerle yapıp bozlarlar. Aşırı alkol alma, aşırı yemek yeme, madde kullanımı, kumar oynama, hırsızlık yapma, cinselleştirme gibi zarar verici kompülsif davranışlar nevrotik düzeyde olabilmelerine rağmen, daha çok kompülsif örgütlenmenin sınırdurum ve psikotik düzeylerindeki kişilerde bulunur. Kompülsif eylemler zararlı olabildiği kadar yararlı da olabilir. Bu davranışları kompülsif kılan şey, tahripkar olmaları değildir, kişinin bunları yapmaya itilmiş olmalarıdır. Bu davranışlar, bilinçdışı olan kontrol fantazilerini açığa vurur. Bunlar kişinin işlediğini düşündüğü suçlar ile bağlantılıdır. Bunun sebebi ise kontrol etme amacı, yapıp-bozma ihtiyacı gibi, düşünceler ve davranışların birbirlerinden ayrıştırılmalarından önceki bir dönemden kaynaklanan inançlardan türeyerek ortaya çıkar.

Reklam

Anal Saplantılar

Obsesyon nevrozunun gelişiminde çocuğun boşaltım sistemlerinin kontrolünü kazandığını ve bunun eğitiminin verildiği dönem özel bir öneme sahiptir. Bu dönemde kişilerin egosu ile dürtüleri arasındaki ilişki gelişimi oluşmaktadır (7*). Freud, obsesif kompülsif kişilerin bebekliklerinde ( 18 ay ile 3 yaş arası ) hem fizyolojik hem de bünyesel açıdan, rektumla ilgili olarak çok fazla duyarlı olduklarına inanmıştır. Çağdaş analistler Freud’un aksine obsesif dinamikleri açıklarken ‘anal’ meseleleri kişilerin bilinçdışı dünyalarında etkin olduğu görüşünü gerekli bulmamışlardır. Obsesif kompulsif kişilerin, ödipal dönemin çatışmaları ile baş edemediği, kaygı duyduğu ve daha önceki psikoseksüel gelişim dönemine -anal sadistik döneme- gerilediği kabul edilir. Gerileme, zorlanma durumlarında ruhsal gelişimin vardığı noktadan daha önceki dönemlere geri dönülmesidir, Gerileme ile libidonun genital organizasyonu terk edilir; sadizm ve anal erotizm yani dürtüler genital cinsel dürtünün yerini alırlar. Anal sadistik evrede libidinal dürtü nesnesine karşı hem sevgi hem de nefreti birlikte taşırlar (6*). Freud’un anal gelişim dönemine saplanma olduğunun ve bu dönem sırasında saldırgan dürtüler örgütlü bir hale geldiğini iddia etmiştir. İlk olarak; obsesif kompülsif kişiliğe sahip kişilerde tipik olarak bir arada bulunan temizlik, inatçılık, dakiklik, içinde tutmaya eğimlilik gibi özelliklerin tuvalet eğitimi sürecinde öne çıkan meselelerdir. İkinci olarak; bu kişilerin konuşmalarında, rüyalarında, anılarında ve fantazilerinde anal imgeler görülmüştür. Üçüncü olarak; tedavi gören bu kişilerin erken olarak veya sert bir şekilde veya ebeveynin her şeye aşırı karıştığı bir ortamda tuvalet kontrolüne zorlandıkları yönünde klinik kanıtlara ulaşılmıştır ( 3*). Freud’dan bu yana anal dönem ve obsesif özellikler arasındaki bağlantılar ampirik araştırmalarla ve kir, zaman, para gibi anal meselelere ilişkin obsesif kompülsif takıntıları doğrulayan klinik görüşlerle bir çok kez desteklenmiştir. Freud,  tuvalet eğitiminin genel olarak çocuğun doğal olandan sosyal açıdan kabul edilmesi adına vazgeçmek zorunda kaldığı ilk durum olduğunu düşünmüştür. Sorunlu yetişkin ile çok erken olarak, katı şekilde ebeveynin her şeye aşırı karıştığı bir ortamda tuvalet eğitimi alan çocuk, çocuğun kaybetmeye mahkum olduğu bir güç mücadelesine girerler. Kontrol edilme, yargılanma ve belirli bir düzenle belirli şeyleri yapmanın talep edilmesi deneyimi, çoğu kez boşaltmaya ilişkin olarak çocuğun ileride kendiliğinin kötü, sadistik, kirli ve utanç verici bir kısmı olarak yaşadığı öfke duyguları ve saldırgan fantazilerini yaratır. Kontrolünü yitirmiş tutarsız, kirli, öfke ve utanç duygularına kapılmış olmak yerine, kontrolü elinde tutan, dakik, temiz, mantıklı olma ihtiyacı, kimlik ve özsaygı duygusunun sürdürülmesi açısından önemli hale gelir.


Kaynakça

  1. Bayar, R. ve Yavuz, M. (2008) İ.Ü Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Sürekli Tıp Eğitimi  Etkinlikleri, Türkiye‟de Sık Karşılaşılan Hastalıklar Sempozyum Dizisi, No:62 Mart 2008 s.s. 185-192
  2. Fenichel, O. (1945). The Psychoanalytic. Theory of Neurosis.
  3. Kocakula, Ö. (2012). Narsistik ve obsesif kompulsif kişilik bozukluklarının karar süreçlerine etkisi (Master’s thesis, Adnan Menderes Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü).Odağ, Ö. (2011). Reading engagement. Scientific Study of Literature, 1(2), 292-325.
  4. McWilliams, N. (2017). Psikanalitik Tanı/Klinik Süreç İçinde Kililik Yapısını Anlamak. İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.
  5. Topçuoğlu, V. (2003). Obsesif kompulsif bozuklukta psikanalitik görüşler. Klinik Psikiyatri, 6, 46-50.
  6. Toptaş, B. (2019). Kuramsal Çerçeveden OKB. Türkiye Bütüncül Psikoterapi Dergisi, 94-109.

https://haticemervemisafir.com/hakkimda/

Reklam

Telif Hakkı Bildirimi İçin Tıklayın




Okuduğunuz içerik sevgiyle oluşturulmuştur ❤️

Hatice Merve Misafir

Okan Üniversitesi Klinik Psikoloji mezunu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu