İtaatsizlik Üzerine

Başlamadan Önce: Bu içerik Erich Fromm’un İtaatsizlik Üzerine kitabı temel alınarak ve kısa alıntılar yapılarak oluşturulmuştur. Okuyucuların konu üzerinde düşünmesi ve kitabı edinerek okuması amaçlanmıştır.

Özgürlük Neden Otoriteye Hayır Demektir?

İnsan neden itaat etmeye yatkındır? Karşı gelmek için kişinin hata yapmaya, yalnız kalmaya, günah işlemeye (!) cesareti olmalıdır.

(1*)

İnsanlığın ortaya çıkışından itibaren, insalık’ın kaybolduğu süreçleri yaşamaktayız. İnsanın başına gelen hem en iyi hem de en kötü şeyin yine ‘insan’ olduğu gerçeği evrenin sınırlarını zorlarken, Dünya’da sıkışıp kalan terimleri yorumlayacağız bu içerikte… Daha doğrusu yine insan üretimi olan tüketim malzemelerini…

İtaatin erdem, itaatsizliğin ahlaksızlık olduğu (1*) dünyada hala itaat kavramını karşılamayan tanımlarla boğuşuyoruz. İtaat etmenin otoriteyi sorgusuz sualsiz kabul etmek ve beraberinde getirdiği, itaat etmeyi kişinin kendisinin seçtiğine inandırılması, onu toplumlarca daha çekici kılmaktadır. Çünkü bu işin başındakiler, insanların özgür düşünürlerse kendileri gibi düşünmeyeceklerini düşünürler (1*). Kısacası tek elden çıkan robotik varlıklar olmayacakları görüşünde oldukları için itaatsizliğe tahammülleri yoktur ve itaat eden robotik varlıklar yaratmayı amaçlarlar.  Bireyselliğini, bağımsızlığını ve insanlığını kaybeden bireyin, iyi beslenip iyi eğlendiren bir robot halini aldığı toplumlara (1*) doğru bir yelken açılıyor…

Peki İtaat ve İtaatsizlik Birleşirse Farklı Bir Sonuç Ortaya Çıkar Mı?

Yunanların Prometeus mitine göre ‘Tüm insanlığın uygarlığı bir itaatsizlik eylemine dayanır’ (1*) Özgün olarak ortaya çıkan bu itaatsizlik durumu bir başkaldırıya işarettir. Doğrulayabildiği için hayır diyebilen, kesinlikle kendi vicdanına ve kendi seçtiği ilkelere riayet ettiği için itaatsizlik eden kişiden, asiden değil, devrimciden söz edilmektedir (1*). Klişelerden ve geleneksellikten uzaktır. Burada bahsedilen geleneksellik kavramı kültürü kapsamamaktadır. İçinde gerçekten insan sevgisinin olduğu bir kültür zaten geleneksellikten ve yobazlıktan uzaktır. Çünkü insanı, kadın-erkek, zengin-fakir, güzel-çirkin, şu görüşlü-bu görüşlü diye kategorilerle ayırmamış insana sadece insan gözüyle bakmıştır. Bir insan kendi çabalarıyla kendi cennetini yaratabilir (1*) ve topluma mal olabilir. Fakat topluma mal olan insan (ya da insanlar) cehennemi yarattıysa, yok oluş kaçınılmazdır.

Peki ya salt itaat kavramı? Kaba kuvvetin ve salt gücün hakim olduğu otoriter bir sistemin ürünleri olan insanlar, kalp itaatini (1*) öğrendikleri taktirde huzura erişecekleri muhtemeldir. Çünkü sorgulayan, eleştiren, yeri geldiğinde birlik olan yeri geldiğinde farklı görüşü hoşgörü ile karşılayan insan robotik ekonominin kölesi olmayacak, insanca yaşamayı öğrenecektir. Örneğin, düşünürler, klişelere ve kamuoyuna itaatsizdir, mantığa ve insanlığa itaat ederler. Çünkü mantık evrenseldir. Tüm ulusal sınırları aşar ve mantığın peşinden giden düşünür, bir dünya vatandaşıdır, onun konusu, şu veya bu kişi değil, şu ya da bu ulus değil, insandır (1*). Mantığın duygu ile yoğrulduğu bir dünyada ise yaşamak paha biçilemezdir.

İtaat ve itaatsizliğin diyalektiğini kelimelere sığdırmak çok zor olsa da kısaca ‘İtaatini mantık ve duygu zırhı ile kaplayıp insanlığı koruyan, itaatsizliğini ise koruduğu insanlığın arasından çıkan farklılıkları güzel algılayan ve içeriden zarar vermesini engelleyen iç zırhı ile ortaya koymaktadır.’

Peki ya günümüz insanı?

İtaat ettiğinin bile farkında değilken kim itaatsizlik edebilir ki? (1*) Günümüz insanı maddi nesnelerin arkasına sığınan ve onları ürettiğini daha sonra da yönettiğini zanneden asıl nesneler haline gelmişlerdir. Hızla üretip aynı o hızla da tüketen kişiler bu hastalıklarını tüm topluma salmışlardır ve sonucunda yaşama sevincinden yoksun, kirli düşüncelere sahip, materyalist insanların üretimi başlamıştır. Parayı güç zanneden parasızlığı ise kaba kuvvetle, istismarla kapatmaya çalışan zihinlerin boş düşünceleriyle boğuşmaktayız. Politik ve insani fikirler maalesef ki günümüzde manevi yönünü kaybetmiştir. Çünkü fikirler, sadece fikir veya düşünce olarak öğretildiklerinde insanı çok fazla etkilemezler (1*). ‘Para kazanmak için köle gibi çalışmalıyız, o esnada bizden daha kötü durumda olanların bile ayağını kaydırarak en yüksek güce ulaşmalıyız’ görüşünün herkesçe uygulanarak kabul edildiği bir toplumda manevi olarak bunun yanlış olduğunun sadece söylenmesi kişileri maalesef ki etkilemeyecektir. Çünkü bunu söyleyen kişiler söylediklerinin tam zıttı olarak davranış sergilemektedir. Oysaki ettiği sözü, iliklerine kadar yaşayan bir insan olarak ölmek, ardında seni yaşatan insanların varlığına sebep olacaktır ve bunun mutluluğunu anlatmaya kelimeler yetmeyecektir.

Her güzel ve kötü şeyin hızlıca sona erdiği toplumda, üretim ve tüketimde söz sahibi olduğunu düşünen sözde insanlarımız, aslında ismi manipülasyon olan imparatorlukların esiridir. Yani insan, ne yiyeceğini, ne giyeceğini, nerede ve nasıl çalışacağını ve hatta nasıl düşüneceğini kendisinin belirlediğini sanıp sahte bir mutluluk yaşamakta, itaatsizlik ettiğini düşünüp aslında güç itaatinin tam ortasında bulunmaktadır. Bu işin başında bulunan güç sahipleri, insanı kendisine yabancılaştırır ve kendi yaptığı işlerin önünde diz çökmesine sebep olur (1*). Kendi ürettiği nesnelerin önünde, devletin önünde ve kendi yarattığı liderlerin önünde diz çöker (1*). Bu durum insanın eşsiz zihnine bir hakarettir. Çünkü kişi zihnini, yönetmesi ve kullanması için bir başkasına (başkalarına) devreder. Bu ise, varlığın yok oluşudur.

Bırakın İnsan Kazansın (1*)

İnsana benzeyen makineler ve makineye benzeyen insanlar yarattığımız çağımızda insan kendi ürettiği makinelerin efendisi olacağına hizmetkârı haline gelmiştir (1*). İnsanın giderek kaybetmeye başladığı insanlığı tekrar kazanma girişimleri cesur ve kalpten insanlar tarafından girişilmiştir. Örneğin sahip olmanın, olmaktan üstün olduğunu, insanın insanla ve insanın doğayla birlik halinde olması gerektiğini hedefleyen (1*) sosyalist sistem tüm savaşlarına rağmen kapitalizmin tek lokmada yuttuğu bir yemek haline gelmiştir. Çünkü sosyalist sistemin insani hedefleri göz ardı edilerek sadece parasal hedefleri üzerinde durulmuştur. Buna rağmen sosyalist sistem yeniden ayağa kalkmak için çabalamış ve kendini hümanist sosyalizm olarak göstermiştir.

Nedir Bu Hümanist Sosyalizm?

  • Hümanist Sosyalizm, insanlığın birleşmesi ve tüm insanların dayanışması inancından kaynaklanır (1*).
  • Hümanist sosyalizm, insan doğasının akılcı koşullar altında işleyişinin özgür irade ve mantık içeren sonucudur. Kökleri insanlığın hümanist geleneğinde yatan demokrasinin, sanayi toplumu koşullarında hayata geçirilmesidir. Bir güç uygulanmadan, ne fiziksel bir güç, ne de insanların farkında olmadan bir şeylere zorlandıkları telkinler uygulanmadan işleyen toplumsal bir sistemdir (1*).
  • İnsan, bir başkasının amacı için araç haline gelmemelidir (1*). Zihnin, yaratma gücünün ve emeğin en tepede yer alması gerektiği ve asıl insani gücün bu olması gerektiği unutulmamalıdır.
  • Savaşın ve ölümlerin fazlaca olduğu toplumda, barışın herkes için gerekli olduğu ve insani yaşamın temel taşı olduğu görüşü Hümanist sosyalistlerin fikirlerini oluşturmaktadır. Savaşın ve suçsuz insanın ölümünün bulunduğu bir dünya da insani kalmak düşünülemez.
  • İnsan gelişiminin ihtiyaçlarına bağlı olarak (1*) üretim ve tüketim kavramlarının tanım niteliği karşılanmalıdır. Yani üretim ve tüketimin robotik kuklası değil, onları sadece bir araç olarak gören, ihtiyacından daha fazlasını bencilce istemeyen zihinler olmalıdır.
  • Birey olma durumu korunmalıdır. Korku ve kaygının en aza indirgendiği ( ütopik bir dünya görüşü olsa da imkansız olmamalıdır) ve toplumun, insan ihtiyaçlarını karşılamada birlik olması bu hayali mümkün kılacaktır.
  • Eğitim alanında ise nihai hedef, bireyin önemli yetilerini geliştirmek ve kişiliğini yaratıcı bir şekilde dışa vurmasını sağlamak olmalıdır (1*). Başkalarının kar amaçlı isteklerini karşılamak için mutsuz bir eğitim sürecinde olan insanlar yetiştirmek, akıl dışı olacaktır.Çünkü her insan, kendi elleri ve becerileriyle değerli bir şeyler üretme deneyimini yaşamalıdır. Bu ise, modası geçmiş, sıradan düşünüş yerine hayal gücü ve yeni olanakları görme cesareti göstermeyi gerektirmektedir (1*)

Burada kısaca ele alınan görüş artıları ve eksileriyle irdelenmesi gereken bir görüştür. Fakat kesinlikle amaç, bir görüşü körü körüne savunmak, görüşü ve başındaki insanları ilahlaştırmak olmamalıdır. Bir insan ve bir toplum için amaç; “hümanist düzeyde, hayatın iyi ve kötü yanlarıyla daha insanca nasıl yaşanır” olmalıdır. Ancak bu sorgulanırsa, fikre ve eyleme geçilirse, bu evrende insanın insanca yaşaması mümkün olacaktır.

Önerilen Videolar:


Kaynakça:

  1. From, E. (İtaatsizlik Üzerine-Özgürlük Neden Otoriteye Hayır Demektir?), Çev. Soysal, N. Say Yayınları, İstanbul 2018.


Yazımızı okudunuz ve şimdi paylaşma zamanı:
Share on Facebook
Facebook
Pin on Pinterest
Pinterest
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin

Hande Asker

Psikoloji Öğrencisi

Hande Asker 13 içerik yazdı. Hande Asker tarafından yazılan tüm içerikleri gör

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir