Röportaj: Emniyet Genel Müdürlüğünde Psikolog Olmak

Başlamadan önce bizi kırmayıp sorularımızı cevaplayan Psikolog Erman İmamoğlu’na teşekkürlerimizi iletiyoruz. Bu röportajın KPSS’ye hazırlanan ve atama bekleyen psikologların zihnindeki sorulara ışık tutacağına inanıyoruz.

Röportaj

1- Kendinizden ve eğitiminizden bahsedebilir misiniz?

Üniversiteye giriş sürecim biraz karmaşık. Bazı okullara girip bıraktım. Bence öğrencilerin ne yapmak istediğini gördükleri belirliyor. Öğrencilerin okul/iş hayatında nelerle karşılaşabileceğine yönelik günübirlik olmayan tanıtımların etkisi büyük. Neyse ki şimdi YouTube var. Burası gibi başka platformlar var ve öğrenciler yolun sonunun nereye çıkacağına yönelik daha detaylı bilgiler alabiliyor.

Üniversite sınav puanım geldiğinde ailem ve yakın çevrem hukuk yazmam gerektiğini söyledi. Ben de bu kadar kişi yanılıyor olamaz diye düşünüp bana uygun bölümün hukuk olduğuna inandım ve orayı yazdım. Okuldayken tiyatroyu da sevdiğimi ama sahneye çıkmayı düşünmediğimi fark ettim. Bununla beraber hayatımın bir noktasında Avrupa ya da Amerika kıtasına gitmek konusundaki arzum kuvvetlenmeye başladı. Hukuk ile bu arzumun pek mümkün olmadığını düşündüm. Bu düşünceler, hukuktan ayrılmamda etkili oldu.

Mükemmel bir profil çizmek ister miyim bilmiyorum. Her şey süt liman değildi hayatımda. Hukuktayken, ne yapmak istediğine tam olarak karar verememiş, kendisini yıllar sonra nerede görmek istediğini bilemeyen biriydim. Hukukçu olmaya 1 senelik İngilizce Hazırlık senesi boyunca ısınamamıştım. Ev–okul arası en az 1.5 saat sürüyordu. Normal sürede bitirilememesi normal olan ve pek ısınamadığım bir bölüme bu denli emek vermem ne kadar mantıklı olur düşüncesi beni okuldan ayrılmaya itti. Bu dönemde hatırladığım kadarıyla orta şiddetli depresyon yaşıyordum. Hayatımın pek de bir anlamı yokmuş gibi geliyordu. Depresyonu bilirsiniz yataktan çıkmayı istemez, hayata katılmak konusunda pasif kalırsınız. Ben de hukuka nazaran daha kolay bitirebileceğimi umduğum bir bölüme geçmek istedim. Hukuk Fakültesi’nin ilk senesini İngilizce Hazırlık ile geçtiği için kayıp yıl olarak görmüyorum. Daha sonradan “Keşke Boğaziçi’ne girip İngilizce’yi orada okusaydım.” dediğim de oldu 😊

Bu kısım davranışımın duygusal alt yapısını tanımlıyor. Daha sonra isteğimi rasyonalize etmeliydim. Önce kararımı verdim, hukuktan ayrılıyorum. Ama yine de ince eleyip sık dokumalıyım. Bir daha okul değiştirmemek adına bu son hareketim olmalıydı.

Araştırmacı bir eğilimim var. Okuldaki araştırmalarım ve iş hayatında yaptıklarım insanların ihtiyaçları doğrultusunda ilerliyor. Ürettiğim şeyin karşılığı olmalı. Birilerine dokunabilmeli. Hukuk Fakültesi Hazırlık Sınıfı’nın son günleri, Merkezi Yerleştirme Puanı ile Yatay Geçiş başvurularının başlayacağı dönemlerin yaklaştığı tarihlerde ülkemizin hukukçulardan çok psikologlara ihtiyacı olduğunu düşündüm. Kural koymak, ceza vermek bazıları için bir anlam ifade etmiyordu. İnsan davranışının arkasında yatan nedenleri merak ediyor oluşum, iç motivasyonumu oluşturdu. Satın alacağımız ürünlere nasıl karar verdiğimiz, hangi insanları sevdiğimiz/sevmediğimiz ve bu konudaki tutumumuzu nasıl belirlediğimiz, kimlere güvendiğimiz, bir olayı yorumlama şeklimiz, çeşitli uyaranların bizde nasıl etkiler uyandırdığı, toplum içinde bulunan birey davranışının altında yatan şeylere yönelik merak beni psikolojiye yöneltti. Bu konudaki en beğendiğim deneylerden birisi Asch Deneyi’dir. Ayrıca Kitty Genovese Cinayeti de toplum psikolojisi açısından ilginç bulduğum bir vaka.

İstanbul Üniversitesi’nde geçirdiğim 4 yıl boyunca iyi ve kötü deneyimler yaşadım. Derslerinin tamamında yüksek skorlar alan birisi olmamakla beraber ilgilendiğim alanlara iyi çalışan birisiydim. Bunlardan birisi de sosyal psikolojiydi. Burada tecavüz ve Suriyeli Göçmenler hakkında olmak üzere 2 ayrı araştırmayı arkadaşlarımla yürüttük. Üniversitede aldığım adli psikoloji, kriminal psikoloji, çocuk ve ergen suçluluğu, çocuk istismarı gibi dersler de yoğun ilgi duyduğum alanlardı.

Üniversiteden 2019’da mezun olacağım için 2018 KPSS’ye girdim. Henüz mezun değildim. Bu konuda proaktif davranmanın ne kadar doğru bir hareket olduğunu şu anda hissediyorum. Şu anda üniversite öğrencisi olan arkadaşlara da önerim KPSS’yi ciddiye almalarıdır. Çünkü psikoloji ne yazık ki dışarıdan eğitimlerle desteklenmesi gereken bir alan ve siz mezun olduktan sonra veya öğrencilik hayatınızda ilgilendiğiniz alanlar kapsamında ekstra eğitimlere, sertifika programlarına gideceksiniz. Devlet memuru geliriyle bunlara erişebilirsiniz. Benim henüz dışarıdan aldığım bir sertifika yok. Başlangıçta bunlara da karşıydım. Ama üzülerek söylüyorum ki mesleğe başladığınızda bunlara yönelik ihtiyacı duyumsuyorsunuz. Örneğin ben Çocuk Şube Müdürlüğü’nde çalıştığım için yakın gelecekte gelişim testleri ve oyun terapisi eğitimi almayı düşünüyorum. Diğer yandan yüksek lisans yapmak isterseniz de küçük bir azınlığa dahil olmadığınız sürece vakıf üniversitelerinden birisine kaydınızı yaptıracaksınız. Bunun da ekonomik bir maliyeti var. Türkiye’de en pahalı yüksek lisans programının da klinik psikoloji olmasına anlam verememekle beraber bu konuyu dikkatlerinize sunuyorum.

Mevcutta sadece lisans mezunuyum ama edindiğim tecrübeyle beraber ileride yüksek lisansa başlama ihtimalim ve alacağım çeşitli ek eğitimlerle beraber bilgimi artırmayı amaçlıyorum.

2- Sınava hazırlık sürecinizi göz önünde bulundurarak KPSS’ye hazırlanan psikologlara tavsiyeler verebilir misiniz?

Ben sınava daha çok YGS-LYS’ye yaptığım hazırlıkla girdim. KPSS’ye yönelik hiçbir çalışmam olmadı. Genel olarak Türkiye’de, ÖSYM sınavlarındaki matematik sorularını yapabiliyorsanız kalan kısımlar pek halledilemez olmuyor. Ben de üniversite sınavındaki performansıma güvenerek KPSS’ye hiç çalışmadan girdim. Ama genel kültür kısmındaki soruları YGS tarih soruları gibi olur sanıyordum. Birkaç arkadaşım bilgi sorduklarını söylemiş olsalar da pek umursamadım. Belki 8-10 tane bilgi sorusu gelir ama kalanı yorum sorusudur diye düşündüm. Öyle değilmiş. Bunu sınav anında soruları cevaplayamadığımı görünce anladım. Üzücü oldu tabi ben de 80’in altında almamın bir anlamı olmadığını bildiğimden cevabı bilmesem de şansımı denedim ve çoğu soruda cevabı tam olarak bilmesem de işaretledim. P3 puanım 81.07 idi. Bu konuda çok örnek alınası biri değilim. Matematikteki bilgimin beni kurtardığını düşünüyorum. Tavsiyem matematikle ilgili sorunları yoksa Tarih, Coğrafya, Genel Kültür gibi alanlarda ders çalışmaları gerektiğidir. Bunun da bir taktiği yok. Oturup okumak lazım. Bence bu hayatta karşımıza çıkan, çıkacak en kolay sınav ÖSYM sınavları. Getirileri de çok güzel. Sınavın getirilerine bakınca KPSS’ye hak ettiği ilginin gösterilmesi gerektiğini düşünüyorum.

3- Sınav sonrası atanma süreciniz (atama haberlerini takip etmek, tercihlerin nasıl yapıldığı, mülakata hazırlık vs.) nasıl geçti, buradan yola çıkarak bu aşamada olanlara hangi önerilerde bulunabilirsiniz?

Okulu bitirdikten sonra internette sabit bir yerden bu konuyla ilgili bilgiler bulmak istiyorsunuz. Bu pek mümkün olmuyor. Merkezi atama harici işler için bilgiler farklı farklı yerdelerdi. Sanırım hepsini şu siteye topladılar ya da zaten hepsi buradaydı emin değilim. Haberdar olmak adına buraya bakılabilir: https://kamuilan.ailevecalisma.gov.tr/ (Kamu Personeli Alım İlanları).

Araştırma yaptıkça ve arkadaşlarınızla irtibatta kaldıkça çeşitli kaynaklara ulaşıyorsunuz. Adalet Bakanlığı’nın cezaevlerine psikolog alımı olduğunu bana arkadaşım söyledi. Ama Emniyet Genel Müdürlüğü’nün alım yaptığını ben kamupersoneli.net diye bir site vardı orayı takip ediyordum, sanıyorum orada görmüştüm. Bir ara Instagram’da psikologatamalari diye bir sayfa vardı orada yayımlanıyordu. Biraz araştırma yapmak gerekiyor. Daha sonra WhatsApp/Telegram grupları oluşturuluyor. Oralarda ilan oldukça paylaşım yapılıyordu. ASDEP alımı zaten beklenen bir alımdı yanlış hatırlamıyorsam bizzat Aile Bakanı Zehra Hanım açıklamıştı. ASDEP başvurularının açıldığını WhatsApp grupları üzerinden gördüm.

Cezaevi ve ASDEP’te tercihler sonradan veriliyordu. Mülakat sonrası yerleştirme puanınız oluşturuluyor ve tercih yapıyordunuz. Ama EGM’de tercihler önden alınmıştı. Kazandığımızda ayrıca bir süreç yaşamadık direkt illere yerleştirildik. Başvuru anında 10 il tercih ettik. Ayrıca tercih anında “Tercihlerim dışındaki bir ile atanmayı kabul ediyorum” seçeneği de mevcuttu. Cümle birebir böyle olmayabilir. Bahsetmeye çalıştığım şey tercih ettiğiniz 10 ile atanamasanız bile asil aday olarak kazanmışsanız tercihlerinizin dışında kalan illerden birisine eğer bu seçeneği işaretlemişseniz yerleştirilebiliyordunuz.

Mülakata hazırlık aslında belli bir sınırı olan bir şey değil. Benim yaptığım genel olarak benden beklenebilecek şeyleri kendimce tespit edip mülakat anında bunlardan bahsetmek oldu. Bazı araştırmalarım vardı. Yukarıda da bahsettiğim gibi çalışmalarımın alt yapısında insanların ihtiyaçlarına yönelik olması yatıyor. EGM’de bir psikologtan neler bekleniyor olabilir diye düşündüm ve bu yönde araştırmalar yapıp işe alındığım takdirde neler yapacağımı dilim döndüğünce anlatmaya çalıştım. Tabii insan ister istemez stres oluyor. Ama sanırım sahte durmamak lazım. Gerçekten inandığınız, olması gerektiğini düşündüğünüz şeyler yapmış olmalısınız ve bu şeylerin işinizle bağlantısının olması gerekiyor. Mülakat anını ben beyaz bir tuvale benzetiyorum diyebilirim. Elinizde boyalar var nasıl bir resim çizeceğiniz tamamen size kalmış. Aynı şekilde resmin beğenilmesiyle ilgili takdir de mülakat heyetine.

4- Çalıştığınız kurumda psikolog olarak görevleriniz nelerdir?

Ben Çocuk Şube Müdürlüğü’nde görevliyim. Çocuklar 2 şekilde şubemize geliyorlar. Ya mağdur oluyorlar ya da suça sürüklenen çocuklar olarak değerlendiriliyorlar. Ben psikolog olarak ifadelere giriyorum. İfade öncesinde ciddi olaylarda görüşme kesinlikle oluyor. Diğer hafif ya da henüz ciddileşmemiş durumlarda kurum psikoloğu olduğumu eğer isterse görüşebileceğimi ve konuşulan hiçbir şeyin görüşme odasından dışarı çıkmayacağını belirterek teklif ediyorum. Bazı çocuklar istiyor, bazı çocuklar güvenip güvenmemek arasında kalıyor bazıları da böyle bir şeye ihtiyaç duymadığı için istemiyor.

Bazı hafif olaylar var. Örneğin çocuk, internet üzerinde çevrimiçi oynanan bir oyunun konuşma penceresinden tanımadığı biriyle konuşuyor. Konuştuğu kişi kendisine küfür ettiği için şikayete geliyor. Burada psikoloğun varlığını, çalışmasını gerekli kılan bir sorun yok.

Diğer örnek mesela küçük yaşta çocukla cinsel ilişki şeklinde gelen vakalar. Eğer vaka örneğin Suriyeli ise burada da psikolog görüşmesi olmuyor. Çünkü istismarın varlığı için psikolojik faktörlerin yanında kültürel normlara da bakıyoruz. Suriyelilerde 16-17 yaşında gerçekleşen evlilik ve annelik kültürel olarak kabul ediliyor.

İşimiz daha çok cinsel, fiziksel istismar vakalarıyla ilerliyor. Suça sürüklenen çocuk olarak ele alınan sadece bir çocukla görüştüm. Kendisi hakkında Sosyal İnceleme Raporu hazırladım. Bunları işe girince öğreneceksiniz. Ama internette de yazınca ne olduğunu görebileceğiniz şeyler.

Konuşmaya hazır olmayan çocuklar olabiliyor. Küçük yaşta oldukları için veri almanın zor olduğu çocuklar olabiliyor. Kendimi tanıtıyorum ve çocuğun problemleri hakkında bilgi almak adına onun diline uygun bir şekilde iletişim kuruyorum. Onu, ifade vereceği an’a psikolojik olarak hazırlamaya çalışıyorum. Çünkü genellikle bir mağduriyette elimizdeki tek veri çocuğun ifadeleri oluyor. Kendisini en iyi şekilde ifade etmesi, çocuğun haklarının korunması ve mağduriyetinin giderilmesi için elimizdeki tek materyal çocuğun ifadesi olabiliyor. Eğer mağduriyet internet üzerinden yaşanmışsa konuşma kayıtları da kanıt olabiliyor. İfade anında ben odada bulunsam da çok müdahalede bulunmuyorum. Polis arkadaşlar genelde yetkin tecrübeli insanlar. Kendilerine güveniyorum. Çocuğun ifadesi eğer çelişkiye kayarsa hafif müdahaleler yapabiliyorum. Burada yaptığım müdahale “Sanki az önce konuştuğumuzda başka bir şey söylemiştin?” ekseninde oluyor. Çocuğun çelişkili ifadesi hakkında yeniden düşünmesi ve son kararını vermesi için ona fırsat tanıyorum.

Eğer anlatırsa ifadesini zenginleştireceğine inandığım, ön görüşmede bana söylediği ama ifade anında hatırlamadığı ya da utandığı için söylemekten imtina ettiği şeylerle ilgili ufak müdahaleler yapabiliyorum.  Eğer odada bana mahrem bir bilgi vermişse bunu ifade odasında ifade etmem. Ama çocuğa “Az önce görüşürken bu konuyla ilgili birkaç şeyden bahsetmiştin. Onlardan bahsetmek ister misin?” gibi onu detay vermeye davet eden cümlelerle rahatlatmaya çalışıyorum. Burada şunu belirtmem gerekir. Bizim görevimiz terapi yapmak değil. Ortada bir suç iddiası varsa bunun en doğru şekilde ortaya çıkarılması ve adaletin yerini bulması için destek olmak. Tabi bu kapsama dahil olan şekilde bir konuşma içeriğini de yürütebilirsiniz. Çalışma süreniz açısından bu olanaklı olmuyor. En fazla yönlendirme yapabilirsiniz. Veliler bazen size “Ben anne olarak ne yapabilirim?” diye sorular sorabiliyorlar. Tespit ettiğiniz bir şeyler varsa yönlendirebilirsiniz. Daha fazlası pek mümkün değil. Esas amacımız çocuğun adli işlemin yapılabilmesi için malzeme vermesini sağlamak. Bunu da etik sınırlar içinde ve zaten yaralanmış zaten üzgün belki de hayata karşı biraz küskün çocuğa kendisini olabilecek en iyi şekilde hissettirerek sağlamaya çalışmak. Olayla alakalı polise ve adalet görevlilerine ne kadar bilgi verirse o kadar faydalı denebilir.

Görüşme anında temel olarak sağlamaya çalıştığımız şey çocuğun bana ve polislere güvenmesi oluyor. Diğer yandan biz de çocuğun ifadesine güvenilip güvenilmeyeceği ile ilgili hep bir şüphe içinde oluyoruz. Bu konuda benim kullandığım bir analiz yöntemi var. Bu analize göre çocuğun ifadesinin güvenilirliğini ölçüyorum ve ifade tutanağının altına bu konudaki yorumumu yazıyorum. Çocuk masumdur evet. Ama çocukların da çocuksu beklentilerle, başka amaçlara ulaşmak için bilinçli olarak yanlış beyanlarda bulunabildikleri oluyor.

Yaptığım diğer şeylerden birisi bazı çocukları kısa süreliğine takip etmek. Eğer çocuk yurda yerleştirilmişse yani artık aile kontrolünden çıkıp devlet otoritesi altına girmişse birkaç sefer onunla görüşüp zamanının nasıl geçtiği, gelecek planları, dertleri, yapılabilecekler hakkında görüşüp zorlandığı bir konu varsa yükünü hafifletmeye kendisini daha iyi hissetmesini sağlamaya çalışıyorum. Eğer çocuğun devlet otoritesi ile müdahale edilmesini gerektiren bir tedbir kararını gerekli görürsem çocuk hakkında Sosyal İnceleme Raporu (SİR) yazabiliyorum. Bizim uygulayıcılık görevimiz yok. Bu rapor Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü’ne gidiyor. Oradaki “sosyal çalışmacı” arkadaşlar raporu dikkate alarak konu ile ilgili gerekli incelemeyi yapıyor ve gerekli gördükleri işlemi uyguluyorlar. Benim yazdığım raporda yaklaşımım “Ben bunları bunları gördüm. Bunların yapılması gerektiğine yönelik kanaatim oluştu. Bu çocuğu şu şu şu kapsamlarda incelemenizda fayda görüyorum.” şeklinde oluyor.

Bir de şu anda üzerinde çalıştığım şey çocukların istismardan korunması adına çocuklara yönelik verilebilecek eğitimi hazırlıyorum. Buna ek olarak akran zorbalığı ve öfke kontrolü konusunda da çocuklara seminerler vererek özellikle lise çağındaki çocukların güzel bir okul hayatı geçirmeleri amacıyla hazırladığım eğitimler de var. Ne zaman sonuçlanır bilmiyorum. Çocuk konusu hassas bir konu. Hata yapma lüksü bulunmuyor. Bu sebeple ince eleyip sık dokuyorum. Şu anda yaptığımız çalışmanın, daha iyisinin olabileceğine yönelik bir olasılığı düşündürmeyecek kadar iyi olması hedefindeyiz. Evet, kendisini hata yapmaya hazır bulmayan insanların Ken Robinson’un da dediği gibi orijinal bir şeyler bulma ihtimalinin kalmayacağını ben de düşünüyorum. Ama konu çocuklar gibi son derece hassas bir profille alakalı olması sıfır hata ve mükemmelliyet beklentisini ortaya çıkarıyor. Bu da beni yavaşlatıyor. Zaten araştırmaya dayalı işlerinde %20’lik bir verim olduğu söylenilir. 100 saat harcadığınız bir işin en fazla 20 saatlik kısmından kullanılabilir bir bilgiye ulaşabiliyorsunuz. Bütün bunlar benim çalışmamın uzun süreceğini gösterse de her şey bittiğinde kaliteli bir eğitim programı olacağını umuyorum.

5- Çalıştığınız kurumda bir psikolog olarak iş tatmini ve mesleki gelişim konusundaki yorumlarınızı alabilir miyiz? (Avantajlar/Dezavantajlar, Özel Sektörle kıyaslamak vs.)

Özel sektörde hiç çalışmadım. Çalışmayı da düşünmedim. Bu sebeple kıyaslama yapamıyorum. Benim istediğim alanlar hep devlette yer alıyordu. Sert konuları seviyordum. Cezaevi psikologluğu da bence benim için uygundu. Burası da oldukça zevk alarak çalıştığım bir yer. Tabii şu anda bana iş çıkması -eğer olay gerçekse- bir yerlerde bir çocuğun canının yandığı anlamına geliyor. Bu pencereden bakınca gönül ister ki hep boş oturayım diyorum.

Özel sektörle çalışma saatleri ve gelir düzeyi konusunda karşılaştırabilirim. Sigortanız tam yatıyor. 8–5 çalışıyorsunuz, geliriniz asgari ücret değil. EGM personelleri kadrolu oluyor. Bunun da verdiği bir memnuniyet var. Bunlar bildiğiniz şeyler.

Çalıştığım kurum sebebiyle gece de işe gidebiliyorum. Eğer savcı, bir vakada psikolog görüşü istemişse ifade öncesinde ve ifade anında orada bulunmam gerekiyor. Bununla ilgili bir saat sınırlaması yok. Bu bir dezavantaj mıdır bilemiyorum. Tam uyumaya yaklaştığınız esnada işe gitmek zorunda kalmanız mikro bir üzüntü veriyor ama mesleğe yeni başladığım için sanırım şu aralar çok ilgiliyim. Bu tür şeyleri dezavantaj olarak yorumlamıyorum.

Mesleki gelişim olarak daha önceden konuştuğum bir emniyet psikoloğu bana kurum içinde son yıllarda yapılmasa da MMPI gibi eğitimlerin verildiğini söylemişti. Herhalde COVİD-19 yüzünden bu tür eğitimleri bir süre daha göremeyiz diye düşünüyorum. Biraz da kurum amirinizin inisiyatifiyle eğer dışarıdan eğitim almak isterseniz bu konuda izin almanızın zor olacağını düşünmüyorum. Ben örneğin Gelişimsel Çocuk Nörolojisi Derneği’nden Denver 2 Gelişim Testi Eğitimi almayı düşündüm. Eğitimler Cuma günü başlıyormuş. Henüz karar vermedim. Ama düşünürsem komiserimizin eğitim alma gerekçesiyle isteyeceğim izin talebime olumlu yaklaşacağını düşünüyorum.

6- Çalıştığınız kurumda 2020 itibari ile ortalama psikolog maaşı ne kadardır?

Mesleğe yeni başlamış (8. Derece 1. Kademe – Bu tip şeylerin ne işe yaradığını bilmiyorum ama E-devlet’te gözüken bu şekilde) bir psikolog olarak banka hesabıma en son yatan maaş 4914.07₺. Bir de bugün hesabıma 62₺ maaş promosyonu adı altında bir ücret yattı. Bunun ne anlama geldiği hakkında hiçbir fikrim yok. Bu tutarlar genelde gizleniyor. Neden bilmiyorum. Yıllar önce lisede dershaneye kaydolduk. Herkese “Ne kadara kaydoldun?” dediğimde anlaşmışlar gibi “Bilmiyorum” diyorlardı. Ailelerimiz hep söylemememizi isterdi. Benim ailem de bana “Söyleme” dedi. Bana da sordular “1800’e kaydoldum.” demiştim. Ondan sonra herkes dershaneye kaça kaydolduklarını söylemeye başlamıştı. Burada maaşımı kuruşuna kadar yazmış olmamın çok yüksek gelir elde edenlerin alçak gönüllülük yapması haricinde benzer bir etkisinin olmasını umut ediyorum.

Yine de akrabalarımın maaşımı sormasından bıktığımı söyleyebilirim. Akrabalarınızın sormasının altında yatan nedenler pek hoş olmayabiliyor ya da bana göründüğü şeklini pek hoş yorumlamıyorum. Ama benzer çalışma alanlarındaki insanlar arasında maaş bilgisini paylaşmanın gerekli olduğunu düşünüyorum. İnsanlar kafasında bir yol haritası çizmek istiyorlar. Bu bilgi de haritanın önemli parçalarından birini oluşturuyor.

7- Sizce çalıştığınız kuruma psikolog alımları artar mı?

Benim bulunduğum ildeki Çocuk Şube Müdürlüğü için şu anda yeterli. Başka birimlerdeki ihtiyaçla ilgili yorum yapabilecek kadar bir gözlemim olmadı. Genel olarak alım olur mu, olmalı mıdır hiçbir fikrim yok.

8- Çalıştığınız kurumda psikolog olmak isteyenler için tavsiyeleriniz ve eklemek istedikleriniz nelerdir?

Spesifik bir tavsiyem yok. Hayat torpil yapmaz. Çalışırsanız da istisnalar hariç karşılığını alıyorsunuz. Genel olarak ya bir probleminiz olsun ya da bir problemi probleminiz edinin diyebilirim. İnsanlar psikoloğa gerçekten acı çektikleri için gidiyorlar. Acıyı dindirebilir, insanlara dokunabilirseniz insanların bir psikologtan beklentisini karşılamış olursunuz.

EGM Çocuk Şube Müdürlüğü – Psikolog Erman İmamoğlu


Önerilen İçerikler: 


Telif Hakkı Bildirimi İçin Tıklayın



Okuduğunuz içerik sevgiyle oluşturulmuştur ❤️
Yazımızı okudunuz ve şimdi paylaşma zamanı:
Share on Facebook
Facebook
Pin on Pinterest
Pinterest
Share on Whatsapp
Whatsapp
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin

Ahmet Kılgi

Harfleri kullanarak kelimeler ve cümleler üretmeyi seven genç bir psikologtur. Yazma en büyük hobisidir. Fitness, bisiklet sürme ve sohbet ise vazgeçilmezidir. İstanbul Kültür Üniversitesi psikoloji bölümü (tam burslu) mezunudur. Psikolojiden Oku'nun kurucusu, baş editörü ve yazarıdır. Sosyal medya hesaplarından ona ulaşabilirsiniz, sevgiyle kalın :)

Ahmet Kılgi 94 içerik yazdı. Ahmet Kılgi tarafından yazılan tüm içerikleri gör

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir