Duygu ve Mantık – Bitirim İkili

Duygu ve mantık; insanın varoluşunda, yaşamını idame ettirebilmesinde ve onu diğer canlı türlerinden farklı ve üstün yapan vasıflara sahip olmasında belirleyici iki ana özelliktir.

İnsanın hissedebilen ve düşünebilen iki ana özelliği beynin yapısını oluşturur. Yani insanın varoluş ve yaşamını sürdürebilmesini sağlayan zekası bu iki maddenin bileşiminden meydana gelmektedir. Birbirine zıt olan mantık ve duygu denilen düşünce yapısı insan denilen canlıda bu kadar mükemmel bir şekilde birbirine özümsenmiş durumdadır. Korteks denilen mantıksal zeka merkezi ve amigdala denilen duygusal zeka merkezi beynin iki zıt ama bir o kadar da iç içe geçmiş ve tek basına hiçbir anlam ifade etmeyen oluşumlarıdır. Bu iki zeka yapısının bir kısmı genlerimizle bize miras olarak gelir ve yaşamımızın her anında karşılaştığımız iyi yada kotu tecrübeler, bulunduğumuz çevre koşulları, yetiştiriliş tarzı, korkular, kırgınlıklar, başarı ya da başarısızlıklar gibi etkenlerde belirleyici güce sahiptir. Duygularımızın kabul ettiği bir çok şeyi mantıksal olarak kabul edemeyiz. İşte bu yüzdendir ki yasamın her alanında mantıksal zeka (IQ) veya duygusal zeka (EQ) olaylara vermiş olduğumuz tepkileri ve ait olduğumuz toplumda ki rolümüzü belirlemektedir.
Yaşamdaki değişimler; insan nüfusunun artması, teknolojik gelişmeler, maddi sıkıntılar insanların gönül gözüyle bakma gereksinimini arttırdı ve yaptığı araştırmalar sonucu Dr. Daniel Goleman, EQ kavramını dile getiren kişi oldu.

Duygusal gücünü kullanan kişi duygularını tanır, onları kabullenir, uygun şekilde ifade eder ve ayrıca hislerini anlayıp kendisini başkasının yerine koyabilmeyi (empati) başarmasından ötürü iletişimde daha başarılı olur. Bununla birlikte çevresindeki kişilerin ve kendi hislerinin farkında olması, kişinin güncel yaşamda karşılaşılan sorunların üstesinden gelebilme potansiyelini arttırır.

Duyguların dili her insanda farklıdır: çocuk, yetişkin, yaşlı, engelli vs. Ses tonu, mimikler, vücut hareketleri davranışlarımızın duygularını ifade etmektedir. Dille yada davranışlarımızla anlatmak istediğimiz yanı gönül gözümüzle dile getirdiğimiz düşünceler mantıktan yoksun olduğunda tam bir anlam ifade etmemekte ya da diğer kişiler tarafından anlaşılması, kabullenilmesi zor bir hale gelmektedir. Mantık ve duygu dengesinin bozulduğu anlarda bir çok yanlış ve pişman olmamızı sağlayacak kararlara ya da eylemler içine girebiliriz. Aklımızı, mantığımızı en çok yoran ve anlam vermekte zorlayan duygu aşktır. Aşk; insanın varoluşundan beri üzerinde en çok düşünülen fakat tam olarak açıklanamayan ve bilimsel dayanağı net ve kesin kabul edilebilir olmayan, duygu-mantık
dengesini en çok değiştiren olgu olarak karsımıza çıkar.

Peki bu dengeyi kuramayan birey başarısızlık ya da mutsuzluğa mahkum mudur? Gönülden davranış ve akıldan davranışlarımızın en önemli yanı öğrenmeye ve geliştirilebilmeye açık olmasıdır. Birinin ağır basması ve dengenin bozulması durumunda iç dinamiğimizle ya da dış çevreden alacağımız destekle bu dengeyi kurabilme yetisine sahibizdir. Ben bu iki zeka yapısını vücudumuzun birbirine benzeyen iki uzvu yani ellerimize benzetiyorum.

Sağ elimiz ve sol elimiz.

Mesela sağ elimiz duygusal sol elimiz de mantıksal zihnimiz olsun. Sadece birisini kullanmak zorunda olduğumuzu düşünelim, hayatımızın her alanı kim bilir ne kadar zorlaşır. Kimimizin sağ eli kimimizin sol eli daha gelişmiş olsa bile kim bilir ne kadar eksik kalır bir yanımız. Hayatımızı etkileyecek önemli bir kararı değerli bir vazoya benzetelim ve onu yerinden kaldırıp yüksek bir rafa koyacağımızı düşünelim.

Acaba tek elimizi mi kullanırız yada iki elimizle sağlamca ve güvenle kavramayı mı tercih ederiz. Tabi ki hayatımızın bir çok evresinde, başarısızlık, güvensizlik, mutsuzluk, kırgınlık veya korkuya neden olan tecrübeler yaşayabiliriz ve bunların sonucunda da bir elimize küser onu cebimize saklamak ve oradan çıkartmamak düşüncesinde olabiliriz. Ama ne zamana kadar? Sonunda her ikisine de muhtaç olduğumuzu ve koordinasyon için de kullanmak zorunda olduğumuzu er ya da geç kabulleniriz.

Düşünceler duyguların, duygularda düşüncelerin içine daima girerler. İşte en önemli olan her ikisinin de farkında olup zararlı veya faydalı olanları ayrıştırabilmektir. Duygularımızın doğurduğu düşünceyi bilgi ve tecrübemizle yoğurup mantığımızla özümsedikten sonra eyleme geçersek hayatımızın her alanında başarılı, çevresi tarafından örnek alınan ve sevilen, mutlu bir birey olmamız kaçınılmazdır.

 


Kaynakça:

https://www.turkcebilgi.com/duygusal_zeka


 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Önceki yazıyı okuyun:
Şizofrenide Büyük Gelişme

Yeni yapılan bir çalışmada şizofreninin hamileliğin ilk 12 haftası gibi erken bir zamanda tespit edilebileceği hatta bunun düzeltilmek amacıyla uteroda

Kapat