Çözüm Odaklı Terapi

Kısa Süreli Terapinin 1960’lı yıllarda toplum ruh sağlığı hareketiyle birlikte başladığı ileri sürülmektedir. Milton H. Ericson‘ın öncülüğünde gelişen ve daha sonra bir takım kişilerin ve grupların ilgi odağı olan bu kavram, aile terapisi hareketi içinde farklı bir terapötik geleneği yansıtmak için kullanılmaktatır(Bloom, 1997).  Özet olarak terapiyi böyle anlatabiliriz. Şimdi benim bu terapi eğitimi alma sürecimde edindiğim bilgileri sizlere anlatma vakti geldi. Bir de şunu hatırlatmakta fayda var:

Terapi iki kişinin buluşmasıdır. As-üs ilişkisi yoktur. Bizler yani terapistler orada sadece tekniklerimiz ile  varızdır.

Çoğunluklu olarak terapilerde karşılaştığımız  “sorun üzerine konuşma”  bu terapide yok, bireye sorunları çözdürüyor ama yine de bireyin soruna karşı uygulayabileceği yeni seçenekleri kaçırdığını söylenerek  “çözüm üzerine konuşma” ya yoğunlaşılıyor. Terapi süreci sorunun yaşandığı geçmişe veya şu ana odaklanmak yerine çözüme kavuşabileceği geleceğe yönelir. Sorunun yaşanmadığı anlar nadir durumlar olarak nitelendirilir ve bu nadir anlara yoğunlaşılır.

Kısaca Çözüm Odaklı Terapi’de problemleri anlayıp düzeltmek yerine danışanın arzu ettiği geleceği detaylı anlamaya çalışarak danışanın sahip olduğu kaynakları ve güçlü yanlarını tespit eder.

Belki düşünce halen daha kafanıza yatmadı, siz soruna odaklanmanın daha mantıklı olduğunu düşünüyorsunuz. Şöyle bir şey diyeyim o zaman sizlere: 2000’li yıllarda Psychological Abstracts veri tabanında depresyonla ilgili 70856 makale varken mutlulukla ilgili sadece 851 çalışma olduğu görülmüştür. Peki ya şimdi kafanızda bir şeyler veya birtakım sorular oluşmaya başladı mı? Neden hep sorunlara yöneliyoruz, bunu hiç düşündünüz mü? Çevrenizde vardır belki pozitif insanlar, itiraf ediyorum ben de bunlardan biriyim, onların her olaya böyle pozitif bakması bazen sizi rahatsız ediyor mu? Ondan veya onlardan gerçekçi olmasını istiyor musunuz? Hadi itiraf edin :).  Eğer böyle iseniz sizi de anlıyorum gerçekten bir zamanlar ben de böyleydim ama bunun ne bana ne de çevreme bir yararının olduğunu gördüm. Aksine, çevreye saçtığım bu negatif tutum ya da enerji bir virüs gibi bulaşmaya başladı. Çevremden aldığım bu negatif tutum durup düşünmeme neden oldu. Aman Allah’ım, dedim ben de mi böyleyim gerçekten; niye bu kadar negatif ve kötü bakıyorum hayata?! 

Ve bam! Kendime bir söz verdim her zaman iyi tarafları da düşünecektim. Arkanızdan biri sizi itelemedikçe ilerlemek çoğumuz için zordur, kendimize verdiğimiz binlerce söz vardır yerine getiremediğimiz. O yüzden başlarda zorlandım, kafamda kötü düşünceler dolanıyordu ve iyi düşünceler bunlarla savaşamayacak kadar küçüktüler. Ben de yazmaya karar verdim. Kelimelerin gücüne güvendim ve böylece ben fark etmeden iyi düşünceler ele geçirdi kafamı. Düşüncelerin değişmesi size ufak gelebilir ama bu terapide değişime ilişkin bazı varsayımlarımız vardır. Bunlardan bazıları:

  • Küçük değişimler büyük farklılıklar üretebilir.
  • Kişiler işleyen fikirler bulunca hızlı değişim ya da çözüm mümkün olabilir.

Buraya kadar sizlere vermek istedim mesajı umarım doğru şekilde kapmışsınızdır. Şimdi de terapi de olması gereken iletişim biçimlerini anlatacağım. Böylece eğer bir terapiye giderseniz terapistle olan yanlış iletişimi fark edip onu uyarabilir daha verimli bir seans elde edebilirsiniz.

Terapistin olumsuz sözsüz iletişimi:

  • katı minimal beden dili
  • hastadan geriye doğru eğilme
  • göz teması kurmama
  • abartılı beden postürleri
  • aşırı beden hareketi, jest ve mimikler, yüz de aşırıya kaçan ifadeler
  • uygun olmayan gülümseme, sık sinirli gülüş, öksürme, tikler vb.

Terapistin olumsuz sözel iletişimi:

  • yavaş ve zayıf ses tonu
  • çok kısa cümleler veya tek kelimeli tepkilerin sıklığı
  • kesik kesik konuşma, cümleyi bitirmeme
  • uzun sessizlik
  • konudan konuya atlama
  • tekrarlama ve ayrıntıda kaybolma
  • yüksek sesle, fazla ve süratli konuşma

Bizler de terapi yaparken bunlara dikkat etmeliyiz. Bunlara ek olarak danışan hakkında not alırken her ağızdan çıkanı yazmak yerine kısa anlaşılır notlar alarak göz temasını kesmeyerek iletişimi olması gereken seviyede tutabiliriz.

Okuduğunuz için teşekkür eder hepinize iyi günler dilerim. 🙂

 

İrem Özdemir

Uludağ Üniversitesi, Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik bölümü ikinci sınıf öğrencisi. Alan dışı kendini geliştirme meraklısı biri olarak aynı zamanda çizer ve baterist.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Önceki yazıyı okuyun:
Madde Bağımlılığı ve Psikolojik Boyutları

Madde kullanımı ve bunlara bağımlılık durumları dünyanın hemen her ülkesinde önemli bir toplumsal sorun olarak ortaya çıkmakta ve ciddi sağlık

Kapat