Bir Zelig İncelemesine Doğru

Almış olduğum bir haber ertesinde, ufukta; oturduğum şehirden ayrılmak vardı. Bunun üzerine, orta okul yıllarına  dayanan, yakın arkadaşım ve kız arkadaşıyla bir kafede oturduk. Hoşbeş ederken, arkadaşlarının birinin durumundan yakınıyorlardı. Kadınlarla olan ilişkisinde, alıştıkları kişiliğinin gittiğini ve vakit geçirdiği sevgililerinin jest mimik ve  konuşma üslubuyla karşılarına çıktığını söylüyorlardı. Hayıflandıkları konu ise aslında arkadaşlarının bu olmadığı yönünde idi.  O sıralar okumakta olduğum birkaç psikanaliz metni, zihnimde dolaşırken, kendimce; o şiirsel, işaret fişeğini yakalamıştım. O kaos içerisinden iki şey daha baskın geldi. Bunlar: Bağımlı insan tipi ve Zelig.

Bağımlı insan hakkında söylemek istediğim teorik, afilli cümleler, heybemde var fakat bunları oradan çıkartmayacağım. Dil, Oyun ve İletişim adlı yazımda yer alan bir kavramı yeniden burada anmakta fayda olduğunu düşünüyorum. Aşırılıklar Çağı ( Kısa 20. yy, Hobsbawm, Everest Yayınları, 2006).  Elbette burada bahsi geçen sorunumuz bağımlılığın, hayatı devam ettirmeyi engelleyecek boyutlara gelmesi. Bağımlılık, köken itibariyle bağ kurmakla ilgili ve bir tür bağlı olmayı da beraberinde getiren bir etimolojiye sahip. (bknz: Nişanyansözlük). Yazımızda ise bir yaşam biçimine dönüşen alışkanlıklar sonucunda oluşan problemlere nasıl evrildiğini anlatmaya çalışacağım. En basitinden gündelik yaşantımızda, o çorapları odanın en anlamsız yerinden çıkmasını alışkanlık haline getirmiş olabiliriz. Bir sonraki hedefimiz, hedef tişörtümüzü alakasız bir yere fırlatmak olsun. Yavaş yavaş mutfağa doğru yönelelim. Bir şeyler yiyip, bi ara toplarız diyelim. Zeytin çekirdeklerinden biri de yere düşsün bu arada. Dönünce, pırıl pırıl olmak üzere evden çıkalım. Evet, henüz böyle bir sihirli sözcüğümüz yok. Elbette bunu bizim dışımızda birisi yapacak. İşte bağımlılık burada başlıyor.  Kendi sorumluluk alanımızdaki etkisizliğimiz, kişisel ataleti de beraberinde getirerek, yaşama dair, yeni icat edilmiş bir ödeme planına benziyor. Bu durumu yaşamın her alanında gözler önüne serebiliriz. Söz gelimi üniversite yıllarında, zor metinlerin üstesinden gelen bir arkadaşa, metni anlama misyonunu yüklemişizdir. O bizim yerimize anlar, özetler ve notlar çıkarır.  Yahu arkadaş, bir de yerime sınava girseydin! Şaka bir yana çocukken; rahat bir kafesle çevrili oluşumuz, her imkânda buraya geri dönme isteğiyle dolmuştur. Rahat kafesten kastım, her ihtiyacımızın karşılandığı, bağımlılığın hat safhada olduğu evredir. Tekrar zikretmekte fayda var, olay burada ki ataletin yaşam şekline dönüşmesi ve aşırılık içermesinden kaynaklanmaktadır.

Peki bizi bağımlı bireyler haline getiren durum ne gibi zorluklara yol açar?

Kişisel ataletimize yenik düşmüş ve/veya sorumluluk alanımızı kiraya vermişsek, bir dizi problemlerle karşılaşacağımızın haberini vermek isterim. Bunları bir çırpıda sıralayacak olursak,

  • Karar alma süreçlerinde, kendi başına hareket kabiliyetinin zayıflaması
  • Karar alma süreci sonrasında olumsuz sonuç ile karşılaşılırsa suçlu olarak danışılan insanları sorumlu tutmak, sosyal ilişkilerin zayıflaması
  • Güvensizlik duygusunun artması
  • Tek başına yapılacak işlerde dahi bir ötekine duyulan ihtiyacın, muhtaç oluşa evrilmesi
  • Tek başınalığın, içsel motivasyonu sekteye uğratması ve katlanılamaz biçimde içsel sıkıntının artışı
  • Eylem esnasında, eylem aşamalarında onay bekleyen olma hali
  • Bir eyleyen olmaktan, bir başkası olmadan hareket edememe haline geçiş, sosyal anksiyete ile haşır neşir olma
  • Bireyliğin geri çekilmesi ve bir ötekinin varlığıyla tamamlanma isteğinin artması
  • Toplum içerisinde ses tonunu ve rengini ayarlayamama

Baskın bireyler karşısında, onun gerçeklerini edinme ve onun diliyle konuşması ve benlik karmaşasının ortaya çıkışı, gibi bir çok sonucu sıralayabiliriz. Söylediklerimizin daha anlaşılır hale geleceğine inandığım ve bir çok kez izlememe rağmen farklı okuma imkanlarını içerisinde barındıran bir film önerisinde bulunacağım. Adı şu ki: Zelig. Sizi hemen siyah beyaz bir fotoğrafıyla tanıştırayım.

Hangisiyle tanışmak istersiniz? Boksör, bir entelektüel, jaz sanatçısı, obez, Kızılderili, devlet başkanı, aile babası ve bir Nazi olarak Zelig. Aile babası Zelig’e merhaba deyin 🙂

Zelig bir tipolojidir. Uyum sağlamanın aşırılaşmış halidir. Woody Allen’in sinematografisinde en sıra dışı filmidir. Fakat bu kadar başarılı olmasında, bulunduğu zaman dilimin ötesindeki Kurgu tekniğinde yatmaktadır. Öyle ki ayrı bir kurgu zokası olan “Gerçek bir hikayeden alınmıştır” ibaresi olmadığı için belli ki bu film gerçek ile bağlantısı sınırlı diye düşünebiliriz. Ama Woody bu kurgu tekniği ve üslubuyla Dokümanter adı verilen akımın öncülerinden olmuştur.

Peki, neden bukalemun insan? Malum Bukalemun’un kerameti içinde bulunduğu ortama kendi güvenliğini ve varoluşunu mümkün kılacak şekilde uyum sağlamasıdır. Mevcut şartlara uyum sağlamak doğal bir sürecin parçasıdır. Nitekim bunu gündelik hayatımıza çektiğimizde, yeni ortamlara girdiğimizde oranın normlarına göre hareket etme ve sonucunda dışta kalmama adına, gereklilikleri yerine getiririz. Bu kısa açıklamalardan sonra Leonard Zelig’in yaşantısına geri dönelim.

Aristokratken Zelig

Leonard Zelig, Birinci Dünya Savaşı ardından, toplumsal alanda kendi prototipini oluşturan, Jazz Çağı Amerikası’nın simgesidir. Burada Muhteşem Gatsby yazarı, Fitzgerald’ı anmadan geçmeyelim. Çünkü Zelig ile ilgili ilk kaydı da o düşüyor. Zelig, bu kayıtta Boston aksanlı Cumhuriyetçi bir Aristokrat olarak beliriyor. Bir saat sonra ise aynı adamı mutfaktaki çalışanlarla gördüğünü, çok şaşırdığını söyler. Artık demokrat partili ve alt tabaka insanları gibi gırtlaktan konuşmaya başlamıştır.

Birkaç ay sonra Zelig ortadan kaybolur. Ev sahibesi polise haber vermiştir. Bir süre sonra Zelig, çekik gözlü bir Asyalı olarak yakalanır ve kapatılma kurumu olan, Manhattan Hastanesine yatırılır.  Hastaneye Çinli olarak girer. Beyaz ırktan birine dönüşmüştür.

Zelig’in hastane kaydı.

Doktorlar acil vaka olarak toplantı yaparlar. Zelig, Psikiyatrist Dr.Flecther’ı büyüler.  Doktorun bu konuda ilk sözleri oldukça şaşırtıcıdır. “Bizden biri gibiydi” der. Zelig şu an meslekten biri olmuştur.

 

Dr. Fletcher ve Zelig’in görüşme anlarından

Zelig’i çevreleyen yeni kabukta ,anlamlı anlamsız psikoloji terimleriyle dolu bir dili vardır. Rahatlıkla insanları etkilemeyi başarabilmektedir. Yaptığı şey yeni ortamına uyum sağlamak ve varolma hareketi sağlayabileceği güvenli ortam oluşturmaktır.

Zelig Ünlü Psikiyatrlar arasında akışkan diliyle hasta kabulüne başlayabilir duruma gelmiştir. Doktorlar eşliğinde, Zelig iki Fransız ile aynı odada bulunurken yeni durumuna çoktan uyum sağlamıştır. Elbette bu durum artık ülke basınının gündemini meşgul edecek kadar sansasyonel boyuta ulaşmıştır.

Salut!, Zelig

Dünya çapında isim yapmış doktorlar, hastalığının kaynağı ile ilgili düşüncelerini şöyle sıralamaktadır: Meksika yemeğinden kapmış olduğu bir hastalık. Bir diğeri Salgı Bezlerinden kaynaklandığını düşünür ve bir ötekisi ise nörolojik temelli olduğunu söylemektedir.

Manhattın Hastanesindeki esrarengiz vaka, şok ve sansasyon kültürüyle donatılmış Amerika gündemini tüm hızıyla meşgul etmektedir. Neredeyse ülkenin tek meselesi olarak kalır. Sonraki adaımda Zelig’in yanına kadınları koyarlar. Fakat Zelig, bir benzeşme göstermez. Şöyle bir yorum getirmekte fayda görüyorum. Zelig Erk’in gücü altında kendini dönüştürmeye başlar. Çünkü Erk’in dili o an’ı kurmuştur. Hem dil olarak hem de varolma ideolojisi olarak kendini göstermektedir.

Doktorların sayısız testi ardından Dr. Flecther hepsinden farkı bir yöntem bulur.

Zelig’i hipnotize eder ve zihin çatlaklarından inerek anılarındaki, iz bırakan kısımlarına inebileceğini düşünür. Zelig çözülmeye başlar. Dr.Flecther, ona “Neden yanında bulunduğun insanlara benzediğini söylemesini söylemesini” ister. Zelig: Güvenli, “diğerleri gibi olmak ve büyük harfle SEVİLMEK “ olduğunu söyler. Bu bizim Zelig’in yapıp ettiklerinin bilinçaltındaki arkeolojik kazasının bir bölümüdür.Sevilmek, ötekinin düşüncesi tarafından onaylanmak ve kabul görmek olarak okuyorum. Bu bir arada olmanın temel koşullarını kapsar. Onaylar, yanında tutar ve güvenli sınırlar oluşturur. Doktor Flechter diğer doktorlardan farklı olarak bilinçaltının yolunu tutar. Sıkıntılarının kökenini Dilsel alana çekmektedir.  Biyolojik temelli rahatsızlık vs. Dilsel tutumların sonucu oluşan rahatsızlık karşılaşma alanı oluşmuştur. Doktor Flecther seansların ardından raporunu yazar. Zelig için “Mevcut tehditlere karşı, tabiattan da gözlemyelebildiğimiz bir tür bukalemun insan tekniğini “ geliştirdiğini yazar. Zelig,  kendisine tehdit olarak gördüğü karakterlerin yanında onlara benzeyerek, potansiyel tehditlerini en aza indirmeyi hedeflemektedir.

Dr. Flechter Modern Tıp tekniklerinin ötesinde şiirsel çıkış yapmıştır. Hemogram sonuçları, salgı testleri, reflesk testlerinin değerlendirmelerinden ziyade, Dilsel çözümleme sonucunda tespitlerde bulunmuştur.

Amerikan Hekimlerinin ise Dilsel yapılanma, anı analizini, mantık dışı bulmaktadırlar. Çünkü sayıların dili konuşmamaktadır. İkna olabilecekleri, meşru, bilimsel bilgiden uzak sözcükler yoktur. Şüpheli bakışlar ardında, Zelig, artık bibloları yapılmış, hakkında programlar düzenlenen bir pop ikonu haline gelmiştir.  Amerika artık bukalemun adam dansıyla çalkalanmaktadır.

Bukalemun Dansına Giriş 101 Dersinden Bir kesit

Zelig, göz önünde bulunmaktan bunalmış ve ilk fırsatta kaçma yolunu tercih etmiştir. Çünkü olaylar karşısında düzelme emareleri gözlemlenmiştir. Dr. Fletcher, ondan vazgeçmemekte kararlıdır. Zelig’i Psikanalizle tedavi edebileceğine ve yeniden topluma kazandıracağına inanmaktadır.

Zelig, Vatikan’da Papa’nın konseyinde ortaya çıkmıştır. Bu durumu korumalar işaret fişeği olarak görüp, yakalarlar. Zelig yine Manhattan’a tıkılmıştır. Fakat Dr.Flechter Zelig’in diğer doktorların taleplerine razı olmayıp, çok daha steril ve güven veren bir ortam yaratılmasını önerir. Sonuçta bir stüdyo kurulur. Terapi seansları yeniden başlar.

Dr.Flecther, elbette Zelig’in bir psikiyatrın dil cambazlığıyla karşısına çıkacağını biliyordu. Çok kez deneme yaptılar ve başarısız oldular. Buna karşılık dahiyane bir şekilde yeni bir yöntemle oyuna dahil oluyor. Dr. Fletcher rollerin değişiminin onda şok etkisi yaratacağını biliyordu. Zelig bu duruma olumlu yanıt verir. Bu süreçle amaç, Zelig’in kendiliğinden oluşunun farkına varmasını sağlamaktı. Çünkü Zelig, kendisini var etmenin yolunu Öteki’nin gölgesinde dinlenmekten ve onun varlığına bürünerek kuruyordu. Bu da onun bir yaşam anlatısı oluşturmasını engelliyordu. Terapi süreçleri sonunda karşılıklı güvenin sağlanması meyvesini vermişti. Zelig ve Dr. Flecther evlenmişti. Zelig, bukalemun halindeyken kiminle karşılaştı ve kimlerin gölgeliğinde dinlendiyse onlarla güvenli bir ilişki kurmak adına türlü türlü yalanlar söylemişti. Bunların ortaya çıkışı Zelig’in toplumsal konumunun sarsılmasına neden oluyordu. Zelig herkesten özür diler.

Dr. Flecther’in tüm derdi Zelig’in hipnoz dışındayken dahi kendi varlığını sergileme imkanını bulmasıydı. Dr. Flecther’in yanında o imkânı buluyordu. Bu iyi bir adımdı. Fakat bulduğu ilk fırsatta Nazilerin arasına katılır.

Zelig, yaptıklarından ötürü anonimliğini yitirdiği anonim olmanın yollarını arar ve bulur. Nazi Askeri olmuştur. Garip davranışları yüzünden SS subaylarının hedefi olur. Çözümü kaçmakta bulur. Atlantik’i molasız geçen ilk insan olmuştur. Amerikan Başkanı tarafından onurlandırılmıştır. Zelig yine ülke gündemindedir. Çiçeklerle karşılanır.

Sona doğru yaklaşırken, Zelig ilk başta paylaştığımız fotoğrafa dönüşür. Artık kendi düşüncelerini, kendi beğenilerini, seçimlerini, onay vermediği durumları bilir ve başkalarının onaylanmasına ihtiyaç duymadan var olabileceğini gösterir. Burada Doktor Flecther’in yahut Woody Allen’in psikiyatri ve psikanaliz seçiminde psikanaliz tarafını seçmesi önemli etkendir. Çünkü Dilsel transfer ve terapi, kendini ifade etmenin yolunu açmıştır. Zelig bir film karesinden öte, sosyolojik durumların yarattığı etkilerin toplamıdır. Psikozları olsa dahi kendini var edebileceğinin sembolüdür. Psikozlarını avantaja çevirmenin öyküsüdür. Elbette bu duruma gelmesi iyileşme sürecinin sonucudur. Söz gelimi hareketlerimizin etrafımızı çevreleyen sosyal onay mercilerine bırakmadan, kendi eyleyebilen sonuçlarını değerlendirebilen bilince evrilmesi önemlidir.

Film bitti. Geriye, kendi dilinde var olan, kendi diliyle konuşan Zelig’in öyküsünü ve bireyleşme sürecine tanıklık ettiğimiz Zelig kaldı. Salut Zelig! 🙂

 


Kavramların anlamları (Çoğu tanım TDK’dan alınmıştır.)

Sinematografi:  Sinemaya ilişkin, sinemayla ilgili

Dokümanter: Belgesel

Hoşbeş etmek: Sohbet etmek

Etimoloji: Köken bilimi

Atalet: Tembellik

Anksiyete: Canlının içinde bulunduğu sıkıntılı duruma bağlı olarak gelişen psikonöretik bozukluk.

Tipoloji: İnsan tiplerini belirleme ve ayırt etme yöntemi.

Zoka: Büyük balıkları tutmakta kullanılan, küçük balık biçiminde, ucu iğneli kurşun parçası.

Aristokrat: soylu

Prototip: model, ilk örnek

Sansasyonel: Çarpıcı

Salut!: Selam (Fransızca bir kelimedir.)

Erk: Bir işi yapabilme gücü, kudret, iktidar.

İdeoloji: Siyasal veya toplumsal bir öğreti oluşturan, bir hükûmetin, bir partinin, bir grubun davranışlarına yön veren politik, hukuki, bilimsel, felsefi, dinî, moral, estetik düşünceler bütünü.

Biblo: Çeşitli maddelerden yapılan heykel, vazo vb. zarif, küçük süs eşyası

Emare: Belirti, iz, ipucu

Steril: Arınık


Umarım beğenmişsinizdir, yorumlarınızı bekliyoruz.

Önder Çetinkaya

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi/Sosyoloji.Mezun. Sinema,Sosyoloji,Felsefe,Müzik,Endüstri, Psikanaliz , Popüler Kültür ve severiz ki Post Rock ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Önceki yazıyı okuyun:
dil, iletişim ve sanat makalesi için müze resmi
Dil, Oyun ve İletişim

Dil, Oyun ve  İletişim İnsan, yeryüzünde varlığını, ifade etme üzerine kurmuştur. Bunu çeşitli araçlar kullanarak, farklı alanlarda gerçekleştirmeye çalışmıştır. Gerçekleştirmiş

Kapat