Beyin: Senin Hikayen

Özgün adı: The Brain: The Story Of You

Yazarı David M. EAGLEMAN: Üniversite eğitimini İngiliz ve Amerikan Edebiyatı üzerinde yaptıktan sonra Nörobilim dalında doktorasını tamamladı. Teksas Houston’daki Baylor Tıp Fakültesi’nde Algı ve Eylem Laboratuvarı’nın başında olan EAGLEMAN, Nörobilim ve Hukuk Teşebbüsü ’nün de kurucusu ve yöneticisidir. Bilimsel araştırmaları Science, Nature gibi prestijli yayınlarda yer aldı. Daha önce de Ülkemizde Nisan 2013’de 20 dilde yayınlanan “INCOGNITO-Beynin Gizli Hayatı”  kitabın yazarıdır.

Kitap, okudukça beynimizi nasılda hor kullandığımızı gözler önüne seriyor adeta ve aynı zamanda beynimize hayranda bırakıyor. Kitapta verilen örnekler veya yapılan deneylerle beynin nasıl tüm kişiliğimizi, yaşamımızı değiştirdiğini görüyorsunuz. Hayattan verdiği örnekler ve terimlerin sizi boğmadığı akıcı bir anlatımla kitabı elinizden bırakmıyorsunuz. Ayrıca terimler kitabın arkasında tekrar ele alınmış ve kitabın daha iyi anlaşılmasına olanak sağlamıştır. Beynin bu kadar sırlarla dolu olduğu bilindik olsa da kitapta anlatınlarla bunu daha iyi göreceksiniz.

Aynı zamanda kitabı okurken normal bir günde sizi yormayacak hatta nasıl olduğuna dair hiçbir şekilde kafa yormadığımız “basit” hareketlerin aslında nöranlar, sinapslar tarafından aktarımı, anlaşılması gibi karmaşık ve ustalık gerektiren bir dizi olaylar sonunda oluştuğunu göreceksiniz. Bu konuda kitapta örnek verilen Ian‘dan bahsetmek mümkün. Geçirdiği kaza sebebi ile kaslarında hiçbir sorun olmamasına rağmen beyne giden duyu sinirlerinin işlevsiz olması sebebi ile hiçbir vücut hareketini kontrol edemiyordu. Yani aslında bir adım atmak vücudumuz için sadece birkaç kası hareket ettirmekten ibaret değildir.

Ben Kimim?

Hayvanlar doğduktan birkaç saat içinde kendileri için gerekli olan yetileri öğrenip hayata atılabilirler. Oysa insan hayatının birçok dönemin de bağımlıdır. Doğduğunda ise tamamen bağımlı bir şekilde aylarını geçirir. Hayvanlarda bunun kısa sürmesinin sebebi beyinlerinin büyük oranda önceden programlanmış bir şablona göre bağlantılar kurmasıdır. Bizler ise gelişimi eksik kalmış bir beyinle beraber dünyaya geliriz.

Yeni doğan bir bebeğin nöronları birbirinden oldukça farklı ve bağlantısızdır.  Yaşamın ilk iki yılında, aldıkları duyusal bilgilere bağlı olarak nöronlar birbirleriyle çok hızlı biçimde bağlantı kurmaya başlarlar; öyle ki, bebeğin beyninde saniyede yaklaşık iki milyon yeni bağlantı, yani sinaps oluşur. İki yılın sonunda bebekteki sinapsların sayısı yüz trilyonu aşarak, bir yetişkindeki sinaps sayısının iki katına ulaşır. Yaş ilerledikçe sinaps1arın yüzde 50 kadarı yavaş yavaş budanıp ortadan kalkacaktır. Kısaca belirtmek gerekirse bizi biz yapan, beyninizde gelişen değil, beyninizde yok edilen şeylerdir aslında.

Bu bölümde diğer ilgi çeken şey ise 1100 rahibe üzerinde yapılmış olan deneydir.

Alzheimer hastalığının yarattığı tahribatla yamru yumru hale gelmiş beyin dokusu, kişinin mutlaka bilişsel sorunlar yaşayacağı anlamına gelmemekteydi. Tam gelişkin Alzheimer bulgularıyla ölen bazı hastalarda bilişsel kayıplar yaşanmamıştı bile. “Neler oluyordu öyleyse?” Bunun üzerinde yapılan araştırmalarla beynin etkin kalmasına yarayan faktörlerle (kare bulmaca, yeni beceriler öğrenme, beyni zorlayan aktiviteler…) güçlenen beyin başka çözümlere başvuruyor. Beyni bir alet kutusu olarak düşünün. Eğer bu iyi hazırlanmış bir kutuysa, bir işi halletmek için gereken tüm aletleri içerecektir. Bir cıvatayı yerinden çıkaracaksanız, kutudan bir lokma anahtarı alırsınız; bulamazsanız da bir İngiliz anahtarı; o da yoksa belki bir pense işinizi görür. Bilişsel olarak zinde bir beyin içinde aynı şey geçerlidir.

Gerçeklik Nedir?

 Görme, gözlerinizde; işitme, kulaklarınızda; koklama, burnunuzda yürütülen eylemler değildir. Bütün duyusal deneyimleriniz, beyninizdeki bilgisayarımsal malzeme içindeki etkinlik fırtınalarıyla gerçekleşir.

Bunu şöyle de açıklayabiliriz: Beyin bir hesap makinesi ve o hesap makinesindeki tuşlara basıp bir işlem ortaya koymadaki parmaklar gerçeklik, işlem organlar sayesinde elde edilen veriler ve hesap makinesinin ortaya çıkardığı sonuç -kurgudan çıkarsak- görme, işitme, duyma, tatma, hissetmedir. Peki herkesin gerçekliği ya da işlem sonucu aynı mıdır? Bu sorunun cevabını “sinestezik” kişilerle veriyor yazar. “Sinestezi duyuların (bazen de kavramların) birbiriyle harmanlanmış olduğu bir durumdur ve birçok farklı çeşidi vardır. Kimileri sözcüklerin tadını alırken kimileri sesleri renk olarak görür, kimileri de görsel hareketi işitir.” Kelimeden yola çıkarsak da syn (birlikte hissetmek), esthesia (hissetmek) anlamlarına gelir. Kısaca duyuların beraber algılanması.

Önerilen Yazı:  Neden Kitap Okumalıyız?

Size İhtiyacım Var mı?

Kitapta toplumdan dışlanmanın bize acı verdiğini hatta bu acının sözlük anlamı kadar gerçek olduğundan bahsediliyor. Bulgulara bakıldığında ise fiziksel acının beyinde etkinleştirdiği bölgeler toplumsal dışlanmalar da ya da kısaca dışlanmalardaki acının etkinleştirdiği bölge ile ortak çıkıyor.

Yerleşik nöral düzeneklerimiz, bizi başkalarıyla bağ kurmaya ve gruplar oluşturmaya iter. Bütün bunlar, bizi saran toplumsal dünyaya ışık tutar: Ailemiz, dostluklarımız, işimiz, genel tarzımız, tuttuğumuz spor takımları, dinimiz, kültürümüz, deri pigmentlerimiz, dilimiz, hobilerimiz ve siyasi eğilimlerimiz aracılığıyla birbirmizle bağ kurarız. Bir gruba dahil olmak bize huzur ve rahatlık verir. Bu gerçek, türümüzün tarihi hakkında başlı başına önemli bir ipucudur.

 


İrem Özdemir

Uludağ Üniversitesi, Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik bölümü ikinci sınıf öğrencisi. Alan dışı kendini geliştirme meraklısı biri olarak aynı zamanda çizer ve baterist.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Önceki yazıyı okuyun:
Büyüleyici Bağırsak

Büyüleyici Bağırsak: Küçümsediğim Organ Bağırsağın İç Dünyası Yazar hakkında bilgi: Giulia Enders, Mannheim 1990 doğumlu; ilk kitabı "Gut: The Body's

Kapat