Benim Adım Guilty

Benim adım Guilty. Tam 25 yaşındayken hayata yüklediğim anlamı elimden alan bir suç işledim… Ya da işlemedim… Suçun tam ortasında olmak suçtu belki de. Bilmiyorum… Benim adım Guilty, kaderim ismime yazılmıştı…

Tutuklanmak ve hapse girmek insanı günlük yaşantısından, ailesinden, evinden ve kendisi için önemli olan birçok uyarandan uzaklaştırmakta ve ilk anda yaşanan endişe ve huzursuzluk, zaman içerisinde derinleşen bir yalnızlık yaşantısına dönüşebilmektedir (1*). Yapılan hataların ve alınmayan sorumluluklarının bir cezasının olması su götürmez bir gerçektir. Ancak verilen cezaların caydırıcılığı ve yanlış davranışı doğru davranışla değiştirme gücü tartışılacak bir sorundur. Çünkü bu denli suçun olduğu ve hala devam ettiği bir bağlamda cezanın işlevsiz olması cezanın varlığının gerekliliği konusunda şüpheye düşürmektedir.

Tutuklu psikolojisinin incelendiği bir araştırmaya göre mahkumlara ne kadar az özen gösterilirse cezanın o kadar etkili olacağı fikri yaygındır(2*). Ancak kişiye, yaptığı davranışın yanlış olduğunu açıklayacak ve doğrusunu öğretecek bir sistemin olmaması, çeşitli aşırı uç düzeyde kısıtlamalar ve kötü bir disiplin sisteminin olması hapishanelerin insanların biyolojik olarak değil de ruhen yaşamının yitirdiği alanlar olarak algılanmasına zemin oluşturuyordu.

Diğer yandan cezaevlerinde çeşitli sosyal faaliyetlerin olması şüphesiz suçluları olumlu etkiliyordu. Cezaevinde yalnızlık ve depresyon ile ilgili yapılan bir çalışmaya göre cezaevi içerisindeki faaliyetlere katılanların yalnızlık düzeyleri katılmayanlara göre düşük bulunmuştur. Ayrıca yakınları tarafından ziyaret edilen ya da aranan kişilerde yalnızlık ortalamaları da oldukça düşük çıkmıştır (1*)

İşlediği bir suç nedeniyle ceza almış bir kişinin sosyal desteğini de yetirmesi, ailesinden uzak kalması, yalnızlık yaşaması ve cezaevi koşulları nedeniyle bazı psikolojik sıkıntılara sahip olması cezanın yükünü daha da ağırlaştırmakta ve kişinin yaşamı sevme ve yeniden başlayabilme gücünü elinden almaktadır (1*). Cezaevinden çıktıktan sonraki süreçte ise yaşanan toplumsal (etiketlenme, dışlanma gibi), ekonomik (işe alınmama gibi) ve psikolojik(umutsuzluk gibi) sorunlar kişinin yaşama anlamını yitirmesine ve olası tekrar suça eğilime sebep olabilmektedir.

Cezaevinden çıkan hükümlülerin yaşadıkları sorunların incelendiği bir araştırmada bir hükümlünün ‘Asıl ceza, cezaevinde değil cezaevinden çıktıktan sonra başlarmış, bunu anladım…’ (3*) demesi yaşanan sorunu gözler önüne sermektedir.

Bir Film…

Yönetmenliğini Frank Darabont’un yaptığı Esaretin Bedeli adlı filmde cezaevi koşulları, hükümlülerin davranışları, faaliyetlerin etkililiği, suçsuz bir insanın cezaevindeki yaşamı ve çıktıktan sonraki süreci saf bir biçimde gözler önüne sermektedir. Cezaevindeki olumsuz koşulların kişinin en temel ihtiyaçlarını karşılamak için bile adeta bir kukla gibi bir başkasının elinde olması, bireyin anonimleşmesine ve bireysellikten uzaklaşmasına sebep oluyordu. Çünkü daha ilk başta hükümlülerin benliklerini hatırlatan her şeyi ellerinden alıyorlardı. Diğer yanda çeşitli aktivitelerin olması onların yaşamla temas etmesini sağlıyordu. Hatta oradaki bir mahkumun kütüphanede görev alması, burada bir adının olması onu o kadar etkilemişti ki cezaevinden çıktıktan sonraki süreçte yaşama ve insanlara adapte olamamıştı. Çünkü maalesef ki toplum, suçluyu yanında barındırmak istemiyordu.

Başrollerinde ise Tim Robbins ve Morgan Freeman olan filmde bu iki insanın kendilerine bir amaç belirlemeleri ve onun için savaşmaları yaşamla temaslarını güçlendirmişti. Çünkü:

Hayallerin olduğu yerde yaşam başlıyordu…

Hükümlülerin cezaevinde ve çıktıktan sonra yaşadıkları problemler su götürmez bir gerçek. Ceza sisteminin caydırıcı ve doğrusunu öğretici olmaması ise suç döngüsünü desteklemektedir. Sonuç olarak, hükümlülerin yaptıkları insanlık dışı eylemlere yine insanlık dışı şeylerle cevap vermek mi doğru olan, yoksa onları tekrar ‘insan’ olmaya davet etmek mi ikilemini sorgulamamız gerektiği yönünde kuvvetli bir düşünce vardır ve bunu uygulamak bireye, kuruma ve topluma düşmektedir.

Önerilen Videolar:


Kaynakça:

  1. Aytül, Ç. Ö. CEZAEVİNDE YALNIZLIK VE YALNIZLIĞIN DEPRESYONLA İLİŞKİSİ. Kriz Dergisi, 6(1).
  2. Şahinkaya, N. (2014). FM Dostoyevski’nin ‘‘Ölü Evinden Anılar’’, AP Çehov’un ‘‘Sahalin Adası’’ve V. Şukşin’in ‘‘Kızıl Kartopu’’Eserlerinde Tutuklu Psikolojisi. Karadeniz-Blacksea-Черное море, (23), 122-129.
  3. KARAKARTAL, D. CEZAEVİNDEN ÇIKAN ESKİ HÜKÜMLÜLERİN YAŞADIKLARI SORUNLARIN İNCELENMESİ. Uluslararası Beşeri Bilimler ve Eğitim Dergisi, 4(9), 72-85.


Yazımızı okudunuz ve şimdi paylaşma zamanı:
Share on Facebook
Facebook
Pin on Pinterest
Pinterest
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin

Hande Asker

Psikoloji Öğrencisi

Hande Asker 13 içerik yazdı. Hande Asker tarafından yazılan tüm içerikleri gör

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir