Geçmişten Günümüze Akıl Hastaneleri

Günümüzde ruh hastalıkları birer organik hastalık olarak ele alınmaktadır. Yaşanılan ruhsal bunaltılar, nevrozlar ve psikozlar hastalık olarak kabul edilip tedavi edilmeye çalışılmaktadır. Ne yazık ki geçen yüzyıllarda durum böyle değildi. Akıl hastaları tehlikeli olarak görülür ve toplum dışına itilirdi. Damgalama veya etiketleme olarak adlandırılan bu olay bireylerin hastalığının daha da ilerlemesine neden olmaktaydı. Hatta daha vahim olan durum akıl hastaları cadı veya şeytan olarak tanımlanırdı. Bireyin içindeki şeytanı çıkartmak için çeşitli ayinler düzenlenirdi. Demonoloji denilen bu ayinlerde bireylere akıl almaz işkenceler uygulanmaktaydı. Bu işkenceler sonucu çoğu hasta ölmekteydi. Yaklaşık 50 milyon kişinin bu sebeple öldüğü düşünülmektedir. Ölmeyen kişiler ise zincirlerle bağlanmıştır.

Bu duruma ilk karşı çıkanlardan biri Platon’dur. Platon ruhsal bozukluğu olan kişilere ceza uygulanmaması gerektiğini savunmuştur. Fakat bu karşı çıkışlar yeterli gelmemiştir. Yakın bir tarihe kadar akıl hastaları vahşice öldürülmeye devam edilmiştir. Hatta bazı hastalar kafeslere kapatılıp para karşılığı diğer insanlara sergilenmiştir. Daha sonra bu durumun insan haklarına aykırı olması nedeniyle hastalar diğer insanlara gösterilmeyip hastanelere bırakılmaya başlanmıştır. Tımarhaneler dönemi denilen bu zamanda hastalar hastanede odalarına hapsedilmiştir. Bu hastanelerde hastalar iyileşme gösterememiştir çünkü burada hastaların tedavi edilmesi değil kapalı bir ortamda tutulması amaçlanmıştır.

Akıl Hastaneleri

Bu konuda ki devrim Philippe Pinel tarafından gerçekleştirilmiştir. Pinel insancıl bir yaklaşım benimseyerek hastaların zincirlerini çözdürmüştür. Pinel günümüz psikiyatrisinin kurucularından birisi olarak bilinmektedir. Akıl hastalıklarının temelinde şeytani veya büyülü bir nedenin olmadığını, bu hastalıkların biyolojik veya kalıtsal nedenlerden meydana geldiğini savunmuştur. Hastaların toplumdan kopmamasını aksine diğer insanlar ile vakit geçirip etkinlikler yapması gerektiğini savunmuştur. Pinel’in görüşleri diğer doktorlar tarafından da benimsenmiş ve tüm dünyaya yayılmıştır. Daha sonra hastaları zincire vurarak bir odaya hapsetmek yerine tedavi edilebileceği hastaneler kurulmaya başlanmıştır. Fakat bu hastanelerin sayısı oldukça azdır. 18. yüzyılda Avrupa’da bilinen beş tane akıl hastanesi vardır. Bunlardan en büyük olanı Bedlam Akıl Hastanesi’dir

Bedlam Akıl Hastanesi

İngiltere’nin Londra şehrinde bulunan bu hastane tarihte bilinen en eski akıl hastanelerinden birisidir. Hastanenin asıl adı Bethlem Hastanesi’dir. Fakat yaşanan olaylar sonucu karmaşa veya karışıklık anlamına gelen Bedlam Hastanesi olarak kalmıştır. Kilisenin himayesi altında kurulan bu hastane ilk zamanlarında evsiz ve kimsesiz kişilerin barınma yeri olarak görülse de daha sonra toplum tarafından dışlanan ve deli olarak etiketlenen kişilerin barınma yeri olarak hizmet etmiştir. Hastalar genellikle bir yıl içinde tedavi edilmeye çalışır, tedaviye yanıt vermeyenler ise ailelerin yanına geri gönderilirdi. Fakat tedavi yöntemleri çok kısıtlıydı. Hatta bazı tedavi yöntemleri insanlık dışı yöntemlerdi. Bu yöntemlerden bazıları trepenasyon, lobotomi ve EKT’ydi. Trepenasyon sürekli baş ağrısı veya epilepsi durumunda kafatası kemiğinin bir parçası alınır. Lobotomi ağır ruhsal problemleri olan bireylerin beyninin frontal lobunun üçte birinin kesilerek alınmasıdır. Günümüzde bu tarz yöntemler yerine daha çok kısa süreli psikoterapiler kullanılmaktadır.

Bethlem Royal Hospital (1*)

Bu hastane her ne kadar hastaları korumak ve tedavi etmek amacıyla kurulsa da Bedlam Akıl Hastanesi tarihinde de korkunç olaylar yaşanmıştır. 6 yıl önce Londra’da yapılan metro çalışmalarında yer altında 3 binin üzerinde cesedin bulunduğu toplu mezar bulunmuştur. Konu üzerine yapılan araştırmalar sonucu cesetlerin üzerinde sayısız deney yapıldığı kanıtlanmıştır. Bu deneylerin acı verici işlemler olduğu saptanmıştır.

Bu yöntemlerden birisi Charles Darwin’in büyükbabası Erasmus Darwin tarafından geliştirilen “dönüş terapisi”dir. Bu terapide hasta tavana asılı olan bir sandalyeye oturtulur ve sandalye belirli bir hızla kendi etrafında döndürülür. Bu terapi sırasında hastalarda baş dönmesi ve kusma belirtileri görülmüştür. Daha kötü yöntemler ise buza yatırma, soğuk suya sokma, aç bırakma ve dayak atma gibi yöntemlerdir. O tarihlerde yasadışı olan otopsi de birçok hastaya yapılmıştır. Yapılan otopsilerde sağlıklı bir insan beyni ile hasta bir insan beyni arasında bir fark olup olmadığı araştırılmaya çalışılmıştır. Yaşanılan tüm bu olaylar Edward Wakefield’ın hastaneyi ziyaret etmesiyle değişmeye başlamıştır. Hastanenin misyonu değiştirilmiştir ve daha insancıl bir yaklaşım benimsenmiştir. Bu misyonla birlikte gelişen hastane hala aktif olarak kullanılmaktadır.

Toptaşı Bimarhanesi

Türkiye’deki akıl hastanelerinin tarihçesi Osmanlı zamanına dayanmaktadır. Tarihimizde bilinen ilk akıl hastanesi İstanbul’da bulunan Süleymaniye Bimarhanesi’dir. Bimarhane farsça kökenli bir kelime olup hasta evi anlamına gelmektedir. Bu bimarhane tedaviden çok hastaların barınma ihtiyacını karşılamaya yönelik çalışmıştır. Birçok insanın ölümüne neden olan kolera salgını nedeniyle hastane 1873 yılında Toptaşı Bimarhanesi’ne taşınmıştır. Üsküdar’da bulunan bu bimarhane şuan Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesinin Edebiyat Fakültesi binası olarak kullanılmaktadır.

Toptaşı Bimarhanesi (2*)

1920’de hastanenin başhekimi Mazhar Osman olmuştur. Mazhar Osman alanında oldukça gelişmiş bir doktordur. Emil Kraepelin’in yanında çalışmış olan Mazhar Osman hastalıklar hakkında oldukça bilgilidir. Mazhar Osman göreve getirildikten sonra ilk olarak hastanenin başka bir yere taşınmasını istemiştir. Çünkü Toptaşı binası hem çok eskimiş hem de kapasitesi yetersiz kalmıştır. Bu sebeple Toptaşı Bimarhanesi 1924 yılında Bakırköy’de bulunan Reşadiye Kışlası’na taşınmıştır. Bu hastanenin ilginç bir özelliği vardır. Tarihte ilk defa Bakırköy Akıl Hastanesi’nde bir hastanenin inşaatında çalışanlar o hastanenin hastalarıdır. Hastalar hastanenin inşaatının çalışmanın yanı sıra bahçesinde meyve ve sebze de yetiştirmişlerdir. Hatta bazıları çalıştıkları iş karşılığında ücret almışlardır. Kısacası Mazhar Osman hem akıl hastanesinin gelişiminde hem de Türk psikiyatrisinin gelişiminde önemli bir rol oynamıştır.

Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nin bahçesinde bulunan Düşünen Adam Heykeli (3*)

Bakırköy Akıl Hastanesi’nin adı daha sonra Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi olarak değiştirilmiştir. Hastanenin diğer ilginç bir özelliği ise bahçesinde bulunan Düşünen Adam Heykeli’dir. Fahri Celal Göktulga hastanenin başhekimi olduğu bir dönemde dergide gördüğü heykeli hastanenin bahçesine yaptırmak istemiştir. İstediği heykeli yaptıracak birisini bulamayan Göktulga, hastanede yatan hastalardan Kemal Künmat ile anlaşmıştır ve heykel yapılmaya başlanmıştır. Fakat daha sonra bazı sebeplerden dolayı Künmat heykeli yapmaktan vazgeçer. Heykel 6-7 ay boyunca yarım kalmıştır. Heykelin tamamlanmasını isteyen Göktulga hastaneye yatış yapan hastalara heykel ile ilgisinin olup olmadığını araştırmış ve sonuç olarak yine hastalardan birisi olan Mehmet Pişdar ile anlaşmıştır. Pişdar bir subaydır ve depresyon nedeniyle hastaneye yatış yapmıştır. Heykele ilgisi olan Pişdar heykeli istenilen şekilde tamamlamıştır. Yapımına 1951’de başlanan heykel hala hastanenin bahçesinde bulunmaktadır.

Günümüzde Akıl Hastaneleri

Günümüzde akıl hastanelerinin misyonu geçmişe göre oldukça değişmiştir. Öncelikle hastaneler hastaların barınma yeri olarak görülmemektedir. Eski dönemlerde hastalar uzun bir dönem hatta bazen hayatları boyunca bu hastanelerde kalmaktaydı. Fakat şuan evrensel olarak hastalar çok kısa bir süre hastanede yatış yapmaktadır. Çünkü hastaların insanlardan uzaklaşması veya bir yerde kapalı kalması istenmemektedir. Hastalar yatışları yapıldıktan kısa bir süre sonra taburcu olup sosyal hayatına devam edebilmesi desteklenmektedir.


Kaynaklar:

  • Artvinli, F. (2012). Toptaşı bimarhanesi sertabibi Dr. Avram de Castro: bir biyo-bibliyografi. Osmanlı Bilimi Araştırmaları, 13(2), 85-97.
  • Erkoç, Ş., Kardeş, F., & Artvinli, F. (2010). Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin Kısa Tarihi. Düşünen Adam Psikiyatri ve Nörolojik Bilimler Dergisi, 25, 13-30.
  • Güneş, C. D. (2013). Michel Foucault’da söylem ve iktidar. Kaygı. Uludağ Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Felsefe Dergisi, (21), 55-69.
  • Koç, E. M., Başer, A. D., Kahveci, R., & Özkara, A. (2016). Ruhun ve Bedenin Gıdası: Geçmişten Günümüze Müzik ve Tıp. Konuralp Tıp Dergisi, 8(1), 51-55.
  • Yıldız, A. (2018). Batı Ortaçağından Günümüze Uzanan Bir Kurum: Bethlem/Bedlam Akıl Hastanesi. Klinik Psikiyatri Dergisi, 21(1).
  • http://www.felsefe.gen.tr/filozoflar/Philippe-Pinel-kimdir.asp
  • https://www.uztarih.com/2018/09/akil-hastaliginin-tarihcesi-ve-delilige.html
  • https://www.cnnturk.com/haber/bilim-teknoloji/metro-hatti-insaatinda-3-binden-fazla-iskelet-bulundu
  • https://www.superhaber.tv/turlu-iskencelere-maruz-kalan-akil-hastalari-galeri-178931?p=4
  • Görsel (1*): http://broughttolife.sciencemuseum.org.uk/broughttolife/techniques/bethlemroyalhospital
  • Görsel (2*): https://bianet.org/biamag/print/139424-toptasi-bimarhanesi-1873-1927
  • Görsel (3*): http://sizofrenifederasyonu.org/3116/dusunen-adam-heykelinin-hikayesi/
  • Öne çıkan resim robinsonk26 tarafından Pixabay‘a yüklendi


Yazımızı okudunuz ve şimdi paylaşma zamanı:
Share on Facebook
Facebook
Pin on Pinterest
Pinterest
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin

Hacer Canbazoğlu

Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Psikoloji bölümü lisans öğrencisi

Hacer Canbazoğlu 27 içerik yazdı. Hacer Canbazoğlu tarafından yazılan tüm içerikleri gör

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir