Acımasız Dünya Sendromu

Günümüzün bir gerçeği haline gelen televizyon her yaştan insanı etkisi altına almayı başarmaktadır. Toplumun her kesimini etkileyen bu güç kontrol altına alınmadığı sürece kültürel ve ahlaki olarak insanlığın sonunu getirebilecek güçtedir. Azınlık bir kısım insan dışında televizyona veya sosyal medyaya maruz kalan insanlar bir süre sonra hayatın bu alanlardan ibaret olduğu yanılgısına düşmekte hatta bazı insanların gerçeklikten kopmasına neden olabilmektedir. Ünlü bilim profesörü George Gerbner bu durumu “Acımasız Dünya Sendromu” olarak adlandırmıştır. Bazı kaynaklarda “Kötü Dünya Sendromu” olarak adlandırılan bu kavram televizyonun ve sosyal medyanın insan psikolojisine etkisinin araştırıldığı çoğu araştırmada kilit nokta rolünü oynamaktadır. Birçok uzman bu kavram üzerine araştırma yapmış olup genellikle benzer bir sonuca ulaşmıştır. Şöyle ki birçok uzman, televizyonun ve sosyal medyanın dikkatli bir biçimde kullanılmadığı takdirde çok yıkıcı sonuçlara yol açacağı fikrindedir. Hele ki her gün şiddet veya istismar gibi yüz kızartıcı suçlara tanık olmak bir süre sonra bunları normalleştirmeye ve sıradanlaştırmaya neden olmaktadır.

televizyon

George Gerbner Kimdir?

1919 yılında Macaristan’ın başkenti Budapeşte’de dünyaya gelen Gerbner 20 yaşındayken Amerika’ya taşınmış ve burada Temple Üniversitesi’nde çalışmaya başlamıştır. İletişim araştırmalarının öncülerinden birisi olan Gerbner iletişim modelleri üzerine birçok araştırma yapmıştır. Hatta dünyadaki ilk iletişim kütüphanesini kurmuştur. Bunun yanı sıra Washington Projesi’ni oluşturarak iletişim araştırmacılarını ve uygulayıcılarını bir araya getirmeyi amaçlamıştır. Son olarak Kültürel Göstergeler Projesi’ni oluşturarak televizyon programları üzerine araştırmalar yapmıştır. Televizyon programlarının analizlerini yapan Gerbner bu programların toplumun düşünce yapısına etkisini araştırmıştır. Bu yaptığı çalışmalar derlenerek “Medyaya Karşı” eseri oluşturulmuştur. Bu eserde Gerbner’in 20 adet makalesi bulunmaktadır.

Acımasız Dünya Sendromu Nedir?

İnsanların televizyonda gördüğü korkunç olaylar yüzünden kaygı duymaları ve bu kaygının üst boyutlara ulaşması “acımasız dünya sendromu” olarak adlandırılabilir. Gerçek yaşamda olan olayların çoğu televizyonda gerçeğe yakın bir şekilde yansıtılmaktadır. İçerik olarak doğru olan bu haberler sunuş biçimi ile insanlara korku empoze edebilmektedir. Bazı durumlarda da insanların duygularını sömürme amacıyla ajitasyon yapılabilmektedir. Bu tür durumlara tanık olan bireyin dünyaya ilişkin görüşü gerçeklikten kopmakta ve dünyayı aşırı korkunç bir yer olarak görebilmektedir. Dışarıdaki herkesin suçlu olduğu kanısı veya her an başına kötü bir şey geleceği korkusu insanları eve hapsedebilmektedir. Evden çıkmadıkça daha çok televizyon izleyen ve izledikçe korkuları artan insanlar kısır bir döngünün içerisine sıkışıp kalmaktadır. George Gerbner bu durumu şöyle açıklamaktadır:

Korkak insanlar kolaylıkla bağımlı hale gelebilir ve ciddi kurallarla, sert kanunlarla kontrol edilebilir. Hatta güvensizliklerinden kurtulmak pahasına baskılanmayı da kabul eder. İşte bu şiddet yayan televizyonun yarattığı derin sıkıntımızın sebebi.

Gerbner’e göre insanlar televizyonun etkisiyle gerçekliğini kaybetmekte ve bu sayede yönlendirilmesi kolay bir kitle haline gelmektedir. Yönlendirilmesi ve yönetilmesi kolay hale gelen bireyler modern köleliğin bir biçimini yaşayabilmektedirler. Böylece bireylerin düşünceleri televizyon programlarının onlara dayattığı düşünceler olmaktadır. Bu sebeple de toplumda kültürel olarak bir zarar söz konusu olmaktadır.

Televizyonun İnsanların Bakış Açılarına Etkisi   

Günümüzde neredeyse her evde televizyon bulunmaktadır. Bazı insanlar günlerinin büyük bir çoğunluğunu televizyon karşısında geçirirken bazıları ise kısıtlı bir zaman aralığında televizyon izlemektedir. Fakat televizyonun etkileri bu zaman aralığından bağımsız olarak her bireyi etkilemektedir. Yani “acımasız dünya sendromu” belirli bir saatin üzerinde televizyon izleyen insanlarda daha çok görülür gibi kesin bir sınır bulunmamaktadır. İzlenilen programın içeriği ve kişinin kişilik yapısı sendromun görülme riskini etkileyen etkenler arasında bulunmaktadır. Kaygılı yapıya sahip bir birey izlediği bir haberden daha çok etkilenebilir veya içedönük bir birey televizyon programları yüzünden dış dünyadan daha kolay uzaklaşabilir.

Özetle televizyon programlarından etkilenmeyen bir insan söz konusu olamaz. Bazı bireylerde etkiler gözle görülür bir biçimde hemen ortaya çıkarken bazı bireylerde ise bu etki zamanla ortaya çıkmaktadır. Örneğin belirli bir yaşın üzerindeki bazı bireyler eski zamanlarda şiddet veya istismar olaylarının bu denli fazla olmadığını söylemektedirler. Fakat istatistiklere bakıldığında geçmiş dönemlerde de bu tarz suçlar işlenmiştir. Buradaki önemli nokta her gün şiddet ve istismar olaylarına tanıklık etmektir. Her gün bu tarz olaylara tanıklık etmek ne yazık ki olayların normalleştirilmesine ve insanların duyarsızlaştırılmasına neden olmaktadır. Geçmişe dönüp bakıldığında bundan beş yıl önce bir çocuk istismarı haberi günlerce haber bültenlerine konu olmaktaydı. Fakat günümüzde iki-üç dakikalık kısa bir kınama ile geçiştirilmektedir. Yanı sıra televizyon programlarında da kadına şiddetin olmadığı bir program yok denecek kadar az bulunmaktadır. Kadınların ekonomik, duygusal ve fiziksel olarak istismara ve şiddete uğraması dizilerin favori konuları olmuş hatta en can alıcı sahnenin nasıl çekilmesi konusunda adeta yarışa girilmiştir. Şiddetin bu denli insanlara izletilmesi bu durumun normalleştirilmesi açısından bir faciaya yol açmıştır.

baskı, kadına şiddet

İnsanlar İzlediği Televizyon Programlarından Ne Kadar Etkilenir?

Yetişkin bir bireye izlediği bir dizi veya filmden etkilenip etkilenmediğini sorduğunuz takdirde alacağınız cevap genellikle net bir hayır olacaktır. Fakat araştırmalar bunun tam tersi olduğunu göstermektedir. İzlediğimiz televizyon programları hem bireyleri hem de birey temelinde toplumları oldukça etkilemektedir. Hatta bu etki toplumların kültürlerini bile etkileyebilecek güçlü bir etkendir. Bu gücün etkileri uzun yıllar boyunca hissedilebilir. Bu duruma geçtiğimiz günlerde eski eşi tarafından vahşice katledilen Emine Bulut cinayeti örnek gösterilebilir. Emine Bulut eski eşi tarafından çocuğunun önünde katledildiğinde bütün televizyon kanalları ve sosyal medya bu durumu kınamış ve üzüntülerini belirtmişlerdi. Fakat bu cinayetten sadece birkaç gün sonra başka bir kadının Emine Bulut gibi katledileceği tehdidini aldığı haberler konu olmuştur(1*). Cinayetten sonraki hafta içerisinde birçok kadının bu şekilde tehdit edildiği ortaya çıkmıştır.

Kısacası bu haberler insanların seslerini duyurması ve yardım istemelerini teşvik etmek açısından yararlı olsa da cinayetin en ince ayrıntısına kadar yayınlamak bu suçun nasıl işleneceğine dair yol da göstermektedir. Özellikle olay anının kamera görüntüleri en zarar verici unsur olabilir. O anı örnek alabilecek birçok insan bulunmakta ve bu durumda başka suçların ortaya çıkması kaçınılmaz olmaktadır. Bu sebeple kadına şiddetin ve istismarın duyurulmasında başka suçların ortaya çıkmasına neden olmamak dikkate alınması gereken bir konudur.

Medyada Şiddet

Bu demek değildir ki kadına şiddet haberleri medyada yer bulmasın veya topluma duyurulmasın. Burada yapılması gereken asıl nokta kadınları şiddetten kurtulmaları için teşvik etmektir. “Hırpalanmış Kadın Sendromu” adını verdiğimiz sendromda kadınlar uzun süreli şiddete maruz kaldıklarında bu şiddetin asla son bulmayacağını ve bu durumdan kaçamayacaklarını kabullenmektedirler. Bu tarz bir kabullenmeden dolayı kaçma girişiminde veya polise şikayette bulunmamaktadırlar. Televizyon programlarında asıl gösterilmesi gereken nokta kadınların veya herhangi bir bireyin her ne olursa olsun şiddeti hak etmediğidir. Toplumun bakış açısında kadınların suçlu değil mağdur olduğu olgusu kanıksandığında kadınların şiddetten kurtulması daha kolay olacaktır. Bu sebeple de televizyon programlarında “farkındalık oluşturma” başlığı altında şiddet sahnelerine yer vermek yerine kadınların kendi ayakları üzerinde durmalarını ve onlara destek olan toplumu göstermek, şiddeti yok etmek adına daha yararlı olacaktır.


Kaynaklar

  • https://ogrencikariyeri.com/haber/acimasiz-dunya-sendromu
  • Şimşek, G. (2017). George Gerbner’ın “Medyaya Karşı” eserine dair genel bir değerlendirme. Journal Of International Social Research10(52).
  • Kaya, B. (2019). Televizyonda şiddet gösterimi: George Gerbner Ve Kültivasyon Analizi Üzerine. Journal of International Social Research12(62).
  • Çığ, Ü. Neoliberal Dönemde Medyanın Dönüşümü ve Gerbner’i Yeniden Düşünmek. Türkiye İletişim Araştırmaları Dergisi, (29), 1-20.
  • Ece, Ü. (2015). Eğlence bağlamında suçun ve öteki kimliğinin meşrulaştırılması: “Ulan İstanbul” dizisinin analizi. Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi24(2), 199-216.
  • Erdemir Göze, F. (2017). Televizyondan yansıyan şiddete sinemanın yaklaşımı. Electronic Turkish Studies12(35).
  • 1*: https://www.aksam.com.tr/yasam/sonun-emine-bulut-gibi-olacak-tehditlerine-maruz-kalan-kadin-yasadiklarini-anlatti/haber-1002277

Yazımızı okudunuz ve şimdi paylaşma zamanı:
Share on Facebook
Facebook
Pin on Pinterest
Pinterest
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin

Hacer Canbazoğlu

Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Psikoloji bölümü lisans öğrencisi

Hacer Canbazoğlu 34 içerik yazdı. Hacer Canbazoğlu tarafından yazılan tüm içerikleri gör

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir