İlgi Çeken 5 Psikolojik Deney

Tarih boyunca belirlenen bir gerçeği, kanıtlamak için farklı yöntemler kullanılarak deneyler yapılmıştır. Bazı deneyler günümüzde bizi aydınlatırken bazıları ise tarih kitaplarına tartışılan deneyler olarak girmiştir. Kimi deneyler olumlu sonuç vermiş ve etkisini günümüze kadar göstermiştir. Etik kuralların hiçe sayıldığı deneyler ise daha sonuca ulaşmadan bitirilmiştir. Biz bugün etkileyici 5 deneyi inceleyeceğiz.

1. Jane Elliott/Mavi Gözler – Kahverengi Gözler

Jane Elliott, ırkçılığa karşı bir öğretmendi. 3. sınıf öğrencileriyle dünya hakkında sohbet etmeyi çok severdi. Irkçılık karşıtı biri olarak Luther King’i öğrencilerine anlattı. Öğrencilerinin de kendisi gibi toplumun ayrıştırılmadan birlikte yaşamasından yana olmalarını istiyordu. Fakat 4 Nisan 1968 günü Luther King bir suikast sonucu hayata gözlerini yumdu. Jane Elliott, öğrencilerine bu durumu nasıl açıklayacağı konusunda bir süre düşündü. Luther King’in ölümü çocukların kafasında soru işareti oluşturacaktı. Tam da düşündüğü gibi oldu. Ertesi gün derste öğrencilerinden biri “Onu neden vurdular?” diye sorunca Elliott’un aklına harika bir fikir geldi. Onlara durumu anlatmak oldukça zordu. Ama kendileri yaşayarak öğrenir iseler durumu kavramaları oldukça hızlı ve kolay olacaktı. Elliott’un sınıfında ki bütün çocuklar beyaz tenliydi. Elliott, böyle bir durumda göz renklerine göre bir ayrım yapmaya karar verdi. Sınıfın mavi gözlüler ve kahverengi gözlüler olarak ayrılmasını istedi böylece deney başlamış oldu.

Elliott, aslında ırkçılığın ten rengine göre değil, göz rengine göre belirlendiğinden ve insanların buna bakarak sınıflandırıldığından bahsetti. Çok geçmeden mavi gözlü olanların daha asil ve ayrıcalıklı olduğunu söyledi. Ön sıraları mavi gözlü çocuklara verdi ve kollarına bir kurdele taktı. Onların molaları daha uzun sürecek, daha fazla yemek yiyebilecek ve istedikleri gibi kahverengi göze sahip olanları dışlayabileceklerdi. Kahverengi göze sahip çocuklar bu olaya tepki gösterseler bile kabul etmek zorunda kaldılar. 1. haftanın sonunda ayrımcılıktan oldukça fazla etkilenen kahverengi göze sahip çocuklar, derslerinde başarısız olmaya ve tembelleşmeye başladılar. Mavi gözlü çocuklar ise olduklarından daha başarılı bir tablo çizdiler. Gücü elinde gören mavi gözlü çocuklar oldukça sert bir tavır içindeydiler. Kahverengi gözlü çocuklarda, onların söylediklerini yapmayı ve onlara itaat etmeyi kabullendiler. 1. hafta bittiğinde Elliott, çok büyük bir hata yaptığını ve aslında asil olan kesimin kahverengi göze sahip olan çocuklar olduğunu söyledi. Mavi gözlü çocuklardan kurdeleyi aldı ve kahverengi gözlü çocuklara taktı. Mavi gözlüler arka sıraya gönderildi, yerlerine kahverengi gözlüler oturtuldu. Fakat ilginç bir durum gözlendi. Kahverengi göze sahip çocuklar, mavi gözlü çocuklar kadar sert bir tavırda bulunmadılar. Bunun sebebi onların, dışlanmanın verdiği üzücü durumu derinden yaşamış olmalarıydı. Elliot deneyi sonlandırdıktan sonra çocuklara gerçeği anlattı. Bu deney belgesellere konu oldu, üzerine makaleler yazıldı. Deneyin etik kurallara ne kadar uyduğu yıllarca tartışıldı. Elliott, bu deney sayesinde birçok ödüle laik görüldü. 2016 yılında en etkili yüz kadın figürü arasında yer aldı (1*).

2. Alburt Bandura/Bobo Doll (Hacıyatmaz) Deneyi

Kanadalı psikolog Bandura, sosyal öğrenme kuramı çalışmaları ile tanınır. Bobo doll, Türkçe adı ile hacıyatmaz deneyi tarihe geçen psikolojik deneyler arasında yer almaktadır. Deney, 72 çocuğun (özellikle 3 – 6 yaş arasında ki çocuklar) anaokulundan seçilmeleri ile başlar. En açık öğrenme yaşına sahip olan çocukların 36’sı kız 36’sı erkek seçilmiştir. Deney agresifliğin kazanılan, öğrenilen bir davranış olup, olmadığı üzerine yapılmıştır. Seçilen çocukların ortalama bir agresif davranış sergilemesine dikkat edilmiştir. Seçilen çocuklar 3 ayrı grup olmak üzere ayrıştırılacaktır. 24 kişilik ilk gruba, hacıyatmaz ile oynayan bireyin agresif davranışlarını sergileyen bir film izletilecektir. 24 kişilik ikinci gruba ise hacıyatmaz ile agresif oynamayan bir birey izletilecektir. Son 24 kişilik gruba hiçbir şey izletilmeyecektir. Ardından çocukların tek tek başka bir odaya getirilmesi planlanmıştır. Odaya getirilen çocuklara ufak bir uyarı yapılacak ve böylece çocuğun içinde ki agresif davranışın tetiklenmesi sağlanacaktır.

Oyuncaklar ile dolu odaya getirilen çocukların sergilediği davranışlar beklenenden çok daha fazlasıydı. Aralarında hacıyatmazında olduğu birçok oyuncak ile 20 dakika oynamaları için izin verildi. Birinci gruptaki çocuklar tıpkı izledikleri bireyi taklit ettiler. Rol model olarak onu seçtiler ve hacıyatmaza tekmeler atmaya başladılar. Biraz sonra ona ellerine geçirdikleri aletlerle vurmaya ve en sonda sözlü olarak şiddet uygulamaya başladılar.

Deneyin ikinci kısmında, birinci gruptaki saldırgan davranışlar ödüllendirilirken, ikinci grupta ki saldırgan bir davranış cezalandırıldı. Böylece birinci grup daha saldırgan davranış göstermeyi ikinci grup ise bu davranıştan kaçmayı tercih etti. Bandura cinsiyet farklılığının bu deneyi etkileyeceğine inanıyordu. Ve öyle de oldu. Kız çocukları agresif davranışlar sergileyen bireyin kız olması durumunda daha çok sözlü şiddet, bireyin erkek olmasında ise de daha çok fiziksel şiddeti tercih etti. Erkeklerin belli bir cinsiyetine bakmadan, agresif davranışı sergileme konusunda daha yatkın olduğu bulundu. Bandura bu deneyinde şiddetin gözlem yolu ile öğrenilebileceğini kanıtladı.

3. Ivan Pavlov/Köpek Deneyi

Ivan Pavlov’un fizyolojiye merakı vardı. Araştırmalarını ve çalışmalarını bu yönde sürdürdü. Pavlov’un 2 katlı bir laboratuvarı bulunuyordu. 2. katında deney hayvanlarına ameliyat ve müdahale edebileceği bir alan vardı. Pavlov’un dikkatini mama verilirken köpeklerin salgıladığı salya çekti. Pavlov, köpeklerin salya oranını hesaplamak için bir düzenek kurdu. Köpeğin gün içinde salgıladığı salya miktarı bulundu. Ardından karnı aç olan köpeğe verilen et ve eti gören köpeğin salgıladığı salya hesaplandı. Aç olan köpeğin salgıladığı salya, günlük salya miktarından fazlaydı. Pavlov’un beklediği gibi bir sonuç ortaya çıkmıştı. Şimdi deneyin bir sonraki adımına geçilecek ve köpeğe et verilirken bir ses çıkartılacaktı. Bu, köpeğin çıkan sesi ve eti zihninde eşleştirilmesine yol açacaktı. İlk olarak daha et verilmeden bir zil sesi çıkarıldı. Bu köpeğin davranışında herhangi bir uyarıcıya sebep olmadı. Zili duyan köpeğin salgıladığı salya, günlük salgıladığı salya miktarından fazla değildi. Ardından et verilirken zil çalındı. Köpeğin ikisini zihninde bağdaştırması istenildi. Birçok kez bu davranış tekrar edildi. Zamanı geldiğinde; zil çalındı ama et verilmedi. Salya miktarı hesaplandı. Köpek et olmadan bile zilin çalmasıyla aç olduğu zaman ki salya miktarını salgılamış oldu. Ve böylece Pavlov ‘koşullu tepki’yi deneyle kanıtlamış oldu.

4. John Broadus Watson/Albert Deneyi

John Broadus Watson, davranışçılık kuramının öncüsüdür. Watson, kişinin davranışlarının bulunduğu ortama bağlı olarak değişeceğine inanıyordu. Pavlov’un koşullandırma üzerine gerçekleştirdiği ‘köpek deneyi’nden çok etkilenmiş ve kendisi de çalışmalarını korkunun doğuştan mı yoksa sonradan mı kazanıldığı üzerine yoğunlaştırmıştır. Bu fikirden yola çıkarak belki de psikoloji tarihinde ki deneylerin en çok tartışılanına imza attı.

Kendine bir denek bulması gerekiyordu. Bir bebeğin denek seçilmesi korkunun doğuştan mı geldiğini anlaması için harika bir olanak sağlayacaktı. Watson ve asistanı, Johns Hopkins adında ki bir hastane de çalışıyorlardı. Hastanenin kreşindeki 8 aylık bebek Albert, onların sorularının cevaplarını bulmaları için yeterli olanakları onlara sağlayabilirdi. Albert’in sağlıklı bir bebek olması da onlar için iyi bir seçimdi. Albert’in denek olarak kullanılması konusunda birkaç rivayet şöyledir; “Yazar Tom Bartlett’a göre, küçük Albert’in annesi Arvilla Merritte aynı hastanede sütannelik yapıyordu. Maddi imkansızlıktan dolayı bebeğinin deneyde kullanılması teklifini geri çeviremedi. Finding Little Albert kitabına göre ise, annesinin küçük Albert’in üzerinde yapılan deneylerden haberi yoktu. Deneyleri farkına vardığında bebeğini alıp, ortadan kayboldu” (5*).

Albert’i deneye başlamadan önce bir testten geçirmeye karar verdiler. Onu yumuşak oyuncaklar, tavşan, beyaz fare ve maskeler ile birlikte bıraktılar. Albert’in vereceği tepki oldukça önemliydi. Albert gördüğü bütün nesnelere dokunmak ve onlarla oynamak istedi. Bu da Albert’in doğuştan bir korkuya sahip olmadığını gösterdi. Ardından Albert, sadece oturduğu yataktan başka bir şey bulunmayan bir odaya götürüldü. Böylece Albert deneyi resmen başlamış oldu. Tek başına odada oturan Albert’in yanına beyaz bir fare bırakıldı. Albert, hayvanla oynamak istedi, güldü ve onu yakalamak için çaba gösterdi. Bunu gören Watson, deneyin bir sonraki kısmına geçti. Beyaz fare tekrar Albert’in yanına konuldu fakat bu sefer Watson’ın aklında, Albert fareye her dokunduğunda bir ses çıkarmak vardı. Kaynaklara göre bir çekiç ve bir demir çubuğun birbirine vurması ile ortaya çıkan ses oldukça rahatsız ediciydi. Albert, her fareye dokunduğunda çıkan ses ile irkildi ve korkmaya başladı. Ses kesildiğinde tekrar fareye dokunmayı denedi ama her seferinde o korkunç ses ile karşılaştı. Ardından Albert, dokunmak konusunda çekimser davranış göstermeye başladı. Bu şekilde deney birkaç gün sürdü. Watson, deneyi bir adım ileri götürmek istedi ve artık fare yerine tüylü oyuncaklar, tavşan ve beyaz nesneleri Albert’e göstermeye başladı. Albert’in nesnelere dokunması halinde ses çıkarılmayacaktı fakat Albert asla onlara dokunmak istemedi. Watson, istediği cevapları almıştı. Ama yine de araştırmayı bitirmeden önce son bir deneme daha yapmak istedi. Ve beyaz maskelerle, kostümlerle Albert’in odasına girdi. Albert, ürktüğü nesnelerin daha da büyümesi karşısında korku duygusunu tamamen kavramış ve hafızasına kazımış olur. Bu deney bilim dünyasına bir başarı sağladı. Doğuştan sanılan birçok davranışın koşullandırma sonucunda ortaya çıktığı anlaşılmıştı. Fakat etik kurallar tamamen hiçe sayılmıştı. Bu da yıllarca süren tartışılmalara sebep oldu. Albert, bu korku ile bırakılmış, tedavi edilmesi için bir terapi süreci geçirmemiştir. Kayıtlara geçen bir bilgi de; Albert’in beyninde su toplamasından kaynaklı 6 yaşında hayatını kaybettiğidir (6*).

5. Stanley Milgram/Milgram Deneyi

Stanley Milgram, otorite üzerine araştırmalarda bulunmuş, “itaat” üzerine çalışmalar yapmıştır. Biz bu deneyde, bireyin otorite karşısında gösterdiği tepkileri öğrenecek, kişinin vicdanı ile aldığı emirler arasında kaldığında hangisini seçeceğini göreceğiz. Milgram, yapılacak ilk deney için 3 kişinin yeterli olacağını düşündü. Bunlardan ilki denek, ikincisi kiraladığı oyuncusu ve üçüncüsü ise araştırmacı olacaktı. Anlaşmalı olarak çağırdığı oyuncusuna deney anlatılmış fakat katılımcıya asla bu söylenmemiştir. Onlara deney sırasında bazı roller vermiştir. Denek, otoriteden emir alan bir öğretmen olacaktır. Araştırmacı, emirleri veren otoriter kişiyi canlandıracaktır. Oyuncu ise öğrenci olacaktır. Rollerin dağıtımından sonra öğretmen ve öğrenci farklı iki odaya alınmıştır. Deneğe, daha araştırmaya başlanmadan önce elektroşok verilir. Bunun sebebi acıyı anlaması ve iyice kavramasıdır. Ardından deneye başlanır ve katılımcıya öğretmen konumunda olduğu için öğrencisine öğretmesi için birkaç kelime verilir. Ardından öğrenciye şıklar sunulur ve doğru kelimeyi seçmesi istenir. Öğrencinin cevabının yanlış çıkması durumunda 15 volt şok verecektir. Öğrenci yanlış cevabı sürdürdüğünde, 15 voltluk şok, 15 volt daha arttırılacak böylece öğrenci doğru cevabı verene kadar acısı da onunla birlikte katlanacaktır. Oyuncu gerçekte herhangi bir elektroşoka maruz kalmamıştır. Daha önceden kaydedilen sesler sayesinde, denek onun canının acıdığını sanmaktadır. Bazı durumlarda deneye katılan katılımcılar, deneyi yarıda kesmek istediler. Katılımcıya, böyle bir şeyin mümkün olmadığını ve devam etmesi gerektiği bildirildi. Üst üste ısrarcı olan katılımcılar olursa, deney o an sonlandırılıyordu. Deneye katılan 40 katılımcı da deneyin belli bir kısmında öğrenciye ne olduğunu sormuşlar ve deney ile ilgili rahatsızlıklarını bildirmişlerdir. Katılımcının, en yüksek olan 450 voltluk şoku verip veremeyeceğini merak eden Milgram, deneyden önce öğrencileri ve meslektaşları ile konuşmuş ve genel olarak bunun imkansız olduğunu söyleyenlerle karşılaşmıştır. 450 voltluk şokun bir kişiyi öldürebilecek yükseklikte olduğunu ve katılımcının hiçbir zaman buna teşebbüs edemeyeceğini söylemişlerdir.

Deney bittiğinde ise ne yazık ki beklenen gibi olmadı ve 40 denekten 26’sı 450 voltluk şoku oyuncuya uygulamışlardı. Bu deney sonucunda vicdanları rahatsız olsa, emirler kendi ilkelerine ters düşse bile insanların, otoriteye itaatkar olmak istemeleri anlaşılmıştır.


Kaynakça:

  1. Bayır A. (2018) Jane Elliott: Irkçılıkla İlgili Etkileyici Deneyiyle Tarihe Geçen Sıra Dışı Bir Eğitmen. Erişim adresi https://www.egitimpedia.com/jane-elliott-irkcilikla-ilgili-etkileyici-deneyiyle-tarihe-gecen-sira-disi-bir-egitmen/
  2. Çilesiz E. (2019) Bölünmüş Sınıf Deneyi: Irkçılığın Doğuşu. Erişim adresi   https://www.kreatifbiri.com/bolunmus-sinif-deneyi-irkciligin-dogusu/
  3. (2015) Bobo bebeği deneyi. Erişim adresi  https://tr.wikipedia.org/wiki/Bobo_bebe%C4%9Fi_deneyi
  4. (2019) Ivan Pavlov ve Klasik Koşullanma Teorisi. Erişim adresi  https://aklinizikesfedin.com/ivan-pavlov-ve-klasik-kosullanma-teorisi/
  5. Yarma E. (2016) Bilim dünyasının en korkunç deneyi: Küçük Albert’a ne oldu? Erişim adresi  https://www.hurriyet.com.tr/kelebek/saglik/bilim-dunyasinin-en-korkunc-deneyi-kucuk-alberta-ne-oldu-28253169
  6. Erdura T. (2019) Bilim Tarihinin En Korkunç Deneylerinden Biri: Küçük Albert Deneyi. Erişim adresi https://biacaip.com/bilim-tarihinin-en-korkunc-deneylerinden-biri-kucuk-albert-deneyi/
  7. Bakırcı Ç. (2013) Milgram Deneyi: Otoriteye Nasıl Boyun Eğiyoruz? Erişim adresi https://evrimagaci.org/milgram-deneyi-otoriteye-nasil-boyun-egiyoruz-954

Telif Hakkı Bildirimi İçin Tıklayın



Okuduğunuz içerik sevgiyle oluşturulmuştur ❤️
Yazımızı okudunuz ve şimdi paylaşma zamanı:
Share on Facebook
Facebook
Pin on Pinterest
Pinterest
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir